KURAN’A GÖRE KAVİMLERİN HELÂKİ NE ANLAM İFADE EDİYOR?.

RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH’IN ADIYLA!
 
 
HELAK: İslam toplumlarında, Müfessirlerin anlattıklarına göre doğru yoldan çıkan kavimlerin, işlemiş oldukları suçlardan dolayı, Allah’ın onların Üzerlerine tabii afetler göndererek tarih sahnesinden silinmeleri anlamında anlatılmıştır.
 
Kuran Kıssaları anlatılırken, sanatsal bir üslupla anlatılmıştır. çok uzun bir zamanda anlatılacak konuları, mecazi sanat kullanarak, kısa ifadelerle, özetlemiştir. Her dilde olduğu gibi, Kuran dilinde de çok mecazi sanat kullanılmıştır. İşte kullanılan bu mecazi sanatı gerçek anlamında gibi anlaşılırsa, doğru olmayan Kuran’daki o bütünselliği zedeleyen anlamlar ortaya çıkmaktadır. Kuran’da geçen bir kelimenin veya bir ayetin ne anlama geldiği anlaşılmazsa, onunla ilgili konular da anlaşılamaz.
 
Bu gün dilimizde kullanılan deyimler de öyle değil mi? Orta doğu ısınıyor. Adamın kolu uzun, burnu havada, ekmeğini taştan çıkarır. İt ürür kervan yürür. Yapılan yanlışlıklara göz yumma. İfadeleri gerçek anlamında anlaşılsa gülünç bir tablo ortaya çıkar. Türkçede Bu kelimelerin ne anlama geldiği konu ile alakalı kompozisyonda anlatıldığı zaman anlaşılabiliyorsa. İşte Kuran’da geçen kelimeler ve deyimler de konular ve Kuran bütünlüğünde ne anlama geldiği aranması gerekir.
 
Eğer bir ayette ve kıssalarda anlatılmak istenen anlayış doğru anlaşılmamışsa hem Kuran’daki diğer ayetlerle uyum sağlamaz. Hem de Allah’ın evrene koyduğu yasalarla uyum sağlamaz. Bir ayetin doğru tanımlanmasının şartı vahiylerle evrenin yasalarını çatıştırmadan çelişkisiz bir anlayışı veya yorumu ortaya koymak gerekir.
 
Şimdi Kuran’da kavimlerin helaki ile ilgili ayetlerden örnekler vererek, akıl, Kuran, evren, yasalarını birbirleriyle çatıştırmadan anlamaya çalışalım.
 
8/54- Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin gidiş tarzı gibi. Onlar, Rablerinin ayetlerini yalanladılar; Biz de günahları dolayısıyla onları helak ettik. Firavun ordusunu suda boğduk. Onların tümü zulmeden kimselerdi.
 
Her Kuran’ı okuyan ve ona iman edenler, iyi bilirler ki Kuran’da çelişki yoktur.
 
4/82- Onlar hala Kuran’ı iyice düşünmüyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başkasının Katından olsaydı, kuşkusuz içinde birçok aykırılıklar (çelişkiler, ihtilaflar) bulacaklardı.
 
Şimdi suç işlemesi nedeni ile dünyada, Allah’ın kavimlere özel bir ceza vermediğine dair bir ayet örneği verelim.
 
35/45- Eğer Allah, kazandıkları dolayısıyla insanları (azap ile) yakalayıverecek olsaydı, (yerin) sırtı üzerinde hiçbir canlıyı bırakmazdı, ancak onları, adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Sonunda ecelleri geldiği zaman, artık şüphesiz Allah Kendi kullarını görendir.
 
Şimdi iki tane ayeti yan yana getirdiğimizde Söylenilenler tamamen biri birlerine ters gibi yansımaktadır.
 
35/45 ancak onları, adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Sonunda ecelleri geldiği zaman, artık şüphesiz Allah Kendi kullarını görendir.
 
8/54 Biz de günahları dolayısıyla onları helak ettik. Firavun ordusunu suda boğduk”
 
Allah bir ayette, suç işleyenlerin cezasını ahret hayatında verileceğini bildiriyor. Bir ayette de Firavun ve taraftarları Dünya hayatında yaptıkları suçtan dolayı suda boğulma cezası veriliyor.
 
Allah evrene de, Göndermiş olduğu Kuran’a da, bir yasa koymuştur. Yerleri ve gökleri yaratan Allah tövbe hâşâ yanılmış mı? Veya bir ayette söylediğini unutup başka bir ayette hatırlamış mı? Hayır, bunların hiç biri değildir. Allah ne söylediğinin farkındadır. bilincindedir. Unutmaz ve yanılmaz. Biz onu anlamakta aciziz kalıyoruz. Kuran’da değişik ayetlerde Bu Ve buna benzer birçok örnekler verilebilir. Onları Kuran’dan ayrı ayrı örnekler vererek açıklamaya çalışalım.
 
Bir Taraftan Allah, Kuran’da Ölen; dünya hayatında dirilmeyeceğini söylüyor. Bir taraftan da Hazreti İsa peygamberin ölüleri dedirttiğinden söz ediyor.
 
21/95- Yıkıma uğrattığımız bir ülkeye (tekrar dünya hayatı) imkansız (haram)dır; hiç şüphesiz onlar, (dünyaya) bir daha geri dönmeyecekler.
 
5/110- Allah şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu’l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. Sana Kitab’ı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğrettim. İznimle çamurdan kuş biçiminde (bir şeyi) oluşturuyordun da (yine) iznimle ona üfürdüğünde bir kuş oluveriyordu. Doğuştan kör olanı, alacalıyı iznimle iyileştiriyordun, (yine) Benim iznimle ölüleri (hayata) çıkarıyordun. İsrailoğulları’na apaçık belgelerle geldiğinde onlardan inkâra sapanlar, “Şüphesiz bu apaçık bir sihirdir” demişlerdi (de) İsrailoğulları’nı senden geri püskürtmüştüm.”
 
Bu Ayetlerde anlatılmak isteneni yakalayabilmek için önce Kuran’da anlatılan bazı kelimeler ve ayetleri bir bilgi olarak beynimizin bir köşesine kotlama yapmamız gerekiyor.
 
1- Kuran’da çelişki yoktur. O zaman bu ayette gerçek anlamının dışında bir anlam kullanıldığı hatırlanmalıdır.
 
2- Ölü kelimesi Kuran’da ne anlamda kullanılmıştır. Onu bulmamız lazım.
 
2/73- Bunun için de: “Ona (cesede, kestiğiniz ineğin) bir parçasıyla vurun” demiştik. Böylece, Allah ölüleri diriltir ve size ayetlerini gösterir ki akıllan-asınız
.
2/154- Ve sakın Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin; hayır onlar diridirler. Fakat siz bunun şuurunda değilsiniz.
 
Anlayabilenler için bu iki ayette farklı anlatım sanatı vardır. Allah’ın koyduğu tabiat yasalarında, ölen bir kişi, inek bacağı tavuk bacağı vurma ile dirilmez. Dirildiği de görülmemiştir. Burada Anlatılmak istenen bir anlam vardır. Onu yakalamak lazımdır.
 
İkinci ölüm kelimesi şehitler için kullanılmıştır. Eğer Kuran’da şehitler için kullandığı ölüler demeyin ifadesi gerçek anlamında anlaşılmış olsa idi. Mezara koymadığın zaman kokmazdı. Bu ifadede mecazi anlamında kullanılmıştır. Bu gün sokaklarda söylenen şehitler ölmez ifadesi onun kendisi ölse de onun vatan için göstermiş olduğu sadakat. Milletin kalbinde takdirle anılmak anlamındadır. O kalplerde yaşıyor ama o öldü.
 
O zaman Kuran’da Ölü Kelimesi İki Anlamda Kullanılmıştır. Birincisi Hayati fonksiyonlarını yitirme anlamındaki ölüdür. o bir daha geri gelmeyecek olan ölüdür. İkinci Anlamı ifade eden ölü ise Yaratılış gayesinden saparak Allah’tan gelen vahiylere karşı duyarlılığını kaybetmiş anlamında olan ölüdür. İşte Hazreti İsa Peygamberin dirilttiği Allah’ın izni ile ölü bu anlamdadır.
 
Kuran’da Anlatılan kelimeler hiç bir zaman bir başka kelimenin yerine kullanılmamıştır. Ama bir kelime başka konularda başka anlam ifade eden bölümlerde kullanılmıştır.
 
İşte Ölü Gerçek anlamda ayette geçmişse, O dünya hayatına bir daha geri gelmeyecek, ama mecazi anlamda kullanılmışsa o ölü dirilir. Yaşamın gayesinden uzak olduğundan uyanarak veya uyandırılarak hayatın gerçek anlamını kavrar. İşte Hazreti İsa peygamberin Allah’ın izni ile dirilttiği ölü bu anlamda anlaşılmalıdır.
 
Hazret İbrahim peygamberin duyarsız hayvanları eğiterek duyarlı hale getirip dirilttiği ölü bu ölüdür.
 
Allah bir taraftan peygamberlere vahiylerin dışında bir ayet (mucize) Vermedik diyor. Bir taraftan Musa peygamberin asasını taşa vurduğu zaman pınarlar fışkırıyor.
 
2/60- (Yine) Hatırlayın; Musa kavmi için su aramıştı, o zaman Biz ona: “Asanı taşa vur” demiştik de ondan on iki pınar fışkırmıştı, böylece herkes içeceği yeri bilmişti. Allah’ın verdiği rızıktan yiyin, için ve yeryüzünde bozgunculuk (fesad) yaparak karışıklık çıkarmayın.
 
Bu Ayet ile ilgili geçen ayetleri bir araya getirirsek, Konu Daha iyi anlaşılacaktır, kanaatindeyim.
 
5/12- Andolsun, Allah İsrailoğulları’ndan kesin söz (misak) almıştı. Onlardan on iki güvenilir- gözetleyici göndermiştik. Ve Allah onlara: “Gerçekten Ben sizinle birlikteyim. Eğer namazı kılar, zekatı verir, elçilerine inanır, onları savunup-desteklerseniz ve Allah’a güzel bir borç verirseniz, şüphesiz sizin kötülüklerinizi örter ve sizi gerçekten, altından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim inkâr ederse, cidden dümdüz bir yoldan sapmıştır.”
 
7/160- Biz onları (İsrailoğulları’nı) ayrı ayrı oymaklar olarak on iki topluluk (ümmet) olarak ayırdık. Kavmi kendisinden su istediğinde Musa’ya: “Asan’la taşa vur” diye vahyettik. Ondan on iki pınar sızıp-fışkırdı; böylece her bir insan- topluluğu su içeceği yeri öğrenmiş oldu. Üzerlerine bulutla gölge çektik ve onlara kudret helvası ile bıldırcın indirdik. (Sonra da şöyle dedik:) “Size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin.” Onlar Bize zulmetmedi, ancak kendi nefislerine zulmediyorlardı.
 
İşte Bu Kuranda geçen Hazreti Musa peygamberin Asasını taşa vurup da on iki pınar fışkırdı dediği ayet bunlardır.
Şimdi Bu üç ayette kıssanın ana fikrini oluşturan cümleleri alarak buraya aktaralım.
1- Birincisi “”Asanı taşa vur” demiştik de ondan on iki pınar fışkırmıştı.
2- İkincisi: Onlardan on iki güvenilir- gözetleyici göndermiştik
3- Üçüncüsü: on iki topluluk (ümmet) olarak ayırdık.
Ayetleri dikkatlice incelediğimiz zaman, Hazreti Musa Allah’tan aldığı vahiylerle toplumları uyardığı zaman on iki kişi duyarlılığını ilan ederek, Hazreti Musa peygamberi destekliyorlar. Ve daha sonrada on iki güvenilir Müslüman da toplumlara mesajları tebliğ ettiklerinde her güvenilir müslümanın anlattıklarını dinleyip de on iki oymak olarak güçlü bir ordu oluşturuluyor. Ve firavunun zalimliğine son veriyorlar. İşte taşa vurulup da on iki pınar fışkırtan asa  bunu anlatmaktadır.
Bu Olay Hazreti İsa peygamber de de anlatılmaktadır.
3/ 52- Nitekim İsa, onlarda inkarı sezince, dedi ki: “Allah için bana yardım edecekler kimdir?” Havariler: “Allah’ın yardımcıları biziz; biz Allah’a inandık, bizim gerçekten Müslümanlar olduğumuza şahid ol” dediler.
Kıssa’da anlatılan pınar, Vahiylere duyarlı olanlar anlamında anlatılmıştır. Eğer mucize olarak anlatılmış olsaydı Aşağıda geçen ayetlerle tezat teşkil ederdi.
29/50- Dediler ki: “Ona Rabbinden ayetler (birtakım mucizeler) indirilmeli değil miydi?” De ki: “Ayetler yalnızca Allah’ın Katındadır. Ben ise, ancak apaçık bir uyarıcıyım.”
29/51- Kendilerine okunmakta olan Kitab’ı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu? Şüphesiz, bunda iman eden bir kavim için gerçekten bir rahmet ve bir öğüt (zikir) vardır.
Bu Ayetlere Göre Peygamberlere vahiyler kitaplar dışında harikulade mucizeler verilmediğini Mucizeler sadece Allah’a ait olduğunu anlatmaktadır. O zaman Hazreti Musa’nın sosyal toplum içerisine girdiği zaman iki dayanacak güç olarak asa kelimesi kullanılmıştır. Birincisi Dünyalık dayandığı güçler. İkincisi de peygamberlere özgü vahiy asası anlamında kullanılan güçlerdir.
 
Asayı attığı zaman yılan ejderha oluyor.
7/106- (Firavun) Dedi ki: “Eğer gerçekten bir ayet getirmişsen ve doğru sözlülerden isen, bu durumda onu getir (bakalım).”
7/107- Böylelikle (Musa) asasını fırlatınca, anında apaçık bir ejderha oluverdi.
20/18- Dedi ki: “O, benim asamdır; ona dayanmakta, onunla davarlarım için ağaçlardan yaprak düşürmekteyim, onda benim için daha başka yararlar da var.”
20/19- Dedi ki: “Onu at, ey Musa.”
20/20- Böylece, onu attı; (bir de ne görsün) o hemen hızla koşan (kocaman) bir yılan (oluvermiş).
Burada bir asayı atınca yılan oluyor. Bu yılan olan asa dünyalık dayandığı güç anlamında olan asadır. Bu asası elinden giden insanlar korkar ve üzüntü duyar kaçar. Musa peygamber bu asası elinden gittiği zaman soğuk duş etkisi yapmış ve korkup kaçmaya başlamıştır.
İkinci asa vahiy anlamında olan asadır. Bu asanın dayanağı Allah’tır. Vahiylerdir. İşte firavunun büyücü ve bilginlerinin attıkları asaları, derleyip yutan onların sözlerini geçersiz kılan vahiylerdir. Vahiy anlamında kullanılan asa ile dünyalık dayandığı güçler anlamında kullanılan asa farklı konularda anlatıldığı için, çelişkili gibi görülmüştür.
 
 
Deniz ikiye ayrılıp iman edenler kurtuluyor iman etmeyenler suda boğuluyor.
2/49- Sizi, dayanılmaz işkencelere uğrattıklarında, Firavun ailesinin elinden kurtardığımızı hatırlayın. Onlar, kadınlarınızı diri bırakıp, erkek çocuklarınızı boğazlıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir imtihan vardı. 
2/50- Ve sizin için denizi ikiye yarıp sizi kurtardığımızı ve Firavun’un adamlarını -gözlerinizin önünde- boğduğumuzu hatırlayın.
İşte Bu Ayetler Hazreti Musa ve kendisine tabi olan israiloğullarının yaşadıkları hayattan bir kesit sunmaktadır. Denizin ikiye ayrılıp kuru bir yol açılarak iman edenlerin kurtarılması anlatılmaktadır.
Eğer bu denizin yarılması mucize ve gerçek anlamında anlaşılmış olsaydı. Peygamberler hakkında Allah’ın söylediği ile tezat teşkil ederdi. Peygamberlere böyle eline sihirli bir deynek verilip okus pokus yaparak denizi yarma olayı olmamıştır.
Burada Kuran deniz kelimesini iki kısma ayırmıştır. Birincisi nehirlerin akarak biriken büyük su kütlelerine denmektedir. İkinci Anlamı ise yaşanan hayat denizi olarak anlaşılmalıdır.
14/32- Allah, gökleri ve yeri yaratan ve gökten su indirip onunla size rızık olarak türlü ürünler çıkarandır. Ve onun emriyle gemileri, denizde yüzmeleri için size, emre amade kılandır. Irmakları da sizin için emre amade kılandır.
26/62- (Musa:) “Hayır” dedi. “Şüphesiz Rabbim, benimle beraberdir; bana yol gösterecektir.”
26/63- Bunun üzerine Musa’ya: “Asanla denize vur” diye vah yettik. (Vurdu ve) Deniz hemencecik yarılıverdi de her parçası kocaman bir dağ gibi oldu.
26/64- Ötekileri de buraya yaklaştırdık.
26/65- Musa’yı ve onunla birlikte olanların hepsini kurtarmış olduk.
Denizin asa ile yarılması tabiat kuvvetlerine Allah’ın koyduğu yasa ile uyuşmamaktadır. Buradaki deniz gerçek anlamında olan deniz değil mecazi anlamında kullanılan denizdir. Allah’tan aldığı emirleri insanlara anlattığı zaman insanlardan bu vahiylere karşı duyarlı olanlar. Hazreti Musa’nın peşine takılarak, Vahyin gözetiminde, hayatı yaşamaları onları kurtarmaktadır. Kuran Hiçbir zaman Hayatın anlamını Allah’ın tanımladığı şekilde yaşayıp da ölenlere helak ettik öldürdük boğduk ifadesi kullanmamıştır.
Kuran bir taraftan develerin kesilmesini emredip insanlara onların etlerinden hem yemelerini hem de ihtiyaç sahiplerine dağıtmayı teşvik etsin. Bir taraftan da bir kavim deve kestiği zaman deve kesmesi helâk nedeni olsun, bu Kuran’a uygun değildir.
14- Fakat onu yalanladılar, deveyi yere yıkıp öldürdüler. Rableri de günahları dolayısıyla ‘onları yerle bir ettik.
91/13- Allah’ın elçisi onlara dedi ki: “Allah’ın (deneme için size gönderdiği) devesine ve onun su içme-sırasına dikkat edin.”
 
Kuran bir taraftan, Hayvanlar akıl etmez diyor. Bir taraftan Kâbe’ye saldıran ebrehe ordusunu, ebabil kuşlarının ayaklarında taşıdıkları pişmiş taşları attıklarında, yenik ekin haline dönüştürüyor.
Allah bir taraftan Yine hayvanların akıl etmediklerini söylesin bir taratan da, Balıklar Yahudi olanların ibadet yasağına uyup uymadığını denetlesin.
Allah Kuran’da bir taraftan, Ateşin yakıcı olduğunu söylesin, bir taraftan da hazreti İbrahim’i ateş yakmasın. Daha Kuran’da birbirleri ile çelişkili gibi görülen çok ayet örnekleri var. Biz bunlardan bir kaçını anlatarak çelişkisiz bir anlayışı ortaya koymaya çalışacağız.
8/54- Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin gidiş tarzı gibi. Onlar, Rablerinin ayetlerini yalanladılar; Biz de günahları dolayısıyla onları helak ettik. Firavun ordusunu suda boğduk. Onların tümü zulmeden kimselerdi”
Bu Ayette Kastedilen anlamı yakalaya bilirsek, Kuran’da bu ve buna benzer olan ayetlerdeki anlayışlar da aynıdır. Üzerinde ısrarla vurgulayarak altını kalın çizgilerle çizerek durmak istiyorum.
Kuran’da Müteşabih olan ayetlerde bir mesele aynı konuda geçmez. Bir başka surede ve bir başka ayette geçer. Allah dünyaya ilim ve teknolojinin ileri gitmesini sağlayabilmek için onunla ilgili malzemeler değişik yerlerden toplanarak inşa ediliyor. Aynı yerde onunla ilgili bütün olan şeylerin eksiklerini bulamıyorsak, Kuran’da da bir konu ile ilgili duvarın oluşması için Kuran’ın her tarafına yayılmış onunla ilgili kelimeleri derleyip duvarı muazzam bir şekilde örüyoruz.
“Firavun ordusunu suda boğduk” Ayette geçen bu cümleyi anlayabilmek için o kıssayı hatırlamak gerekir. Olay Ayetler ışığında şöyle geçmektedir.
Hazreti Musa peygamber tebliğ mücadelesini firavun karşısında sürdürürken, Firavun; Hazreti Musa peygamberi ve taraftarlarını öldürmeye karar verir. Kurtuluşu mümkün olmayan bir zamanda kaçarlarken denizle karşı karşıya kalırlar. Hazreti Musa peygamberin taraftarları, eyvah yandık derler. Hazreti Musa peygamber de korkmayın Allah bizimledir der. Ve asayı denize vurduğunda deniz ikiye ayrılır. Firavun ve taraftarları denizde onları takip ederken deniz birleşir boğulur. Musa ve askerlerine Allah kuru bir yol açarak kurtulurlar.
Kuran’ın bütünselliğine baktığımız zaman, bu olay mecazi değil, de gerçek anlamında anlatılmış olsaydı, Kuran’da onunla ilgili birçok ayeti ortadan kaldırırdı. Ve tezat teşkil ederdi.
Helakin tanımı; Dünya hayatında Allah’ın özel bir cezası yoktur. Helak kavramı Kuran’ı literatürde, İnsanlar asıl dünyaya geliş gayesinin dışında hareket etmeleridir.
Elbette dünya hayatı ahret hayatının tarlasıdır. İnsanlar dünya hayatında kendilerine ait iyi veya kötü amellerin karşılığını buradan götürmektedirler.
Kuran’ın Asıl insanları Ahret hayatındaki mükafat ve ceza yerinin dünya hayatında kazanıldığını, bu dünya hayatında herkes ne kazanırsa ahret aleminde onu biçeceğini hatırlatmaktadır.
Her insan dünya hayatında, akıllı olan ve ergenlik çağına gelmiş olanları eceline kadar bir deneme ve imtihan sürecinden geçirmektedir. Bu denemeye çocuklar, deliler ve bunaklar (bunaklık döneminden değil) dâhil değildirler. Deneme aklı olanlar içindir. Allah kâinatta bütün yaratıkları çift yarattığı gibi Yolları da çift yaratmıştır.
İnsanlar hangi yolu özgür olarak seçmişlerse o yolda insanların gidiş eğilimine göre yollarını açmaktadır. İnsan zaten yaratılış olarak hem pozitif yöne hem de negatif yöne gidebilme eğiliminde yaratılmış nötr bir varlıktır. Doğru yolda gidenler için doğru yolda yürüyebilecek malzemeler vardır. Yanlış yolda gidenlere de yanlış yolda gidebilecek malzemeler vardır. İnsanlar hangi yöne giderlerse o yönde işlemiş olduğu iyi ve kötü ameller onun gidiş tarzını güçlendirmektedir.
Sonuç Olarak diyebiliriz ki: Allah İnsana Aklını takvasını fıskını vermiş önlerine de doğruya ve yanlışa gidebilecek malzemeleri de vermiş kişileri özgür iradesiyle istediği yolu seçip o yolda yürümelerini kendilerine bırakmıştır. Ve dünya hayatında doğru yolda yürümek isteyenlere peygamberler ve kitaplar göndererek onların veliliğini üslenmiştir. Yoldan sapanlara Dünyada özel bir müdahalede bulunmamıştır.
Allahın Hem göndermiş olduğu kitaplarda bir çelişki yok hem de yaratmış olduğu evrende kâinatta bir çelişki yoktur. Kim dünyada evrendeki yasaları çözüp onların dlinden gerektiği gibi yararlanıyorsa Allah onlara dünyada üstünlüğü vermiştir. O insanların iman edip etmemesi Allah için dünya hayatında bir avantaj veya dezavantaj değildir. 
Dünyayı isteyene dünyayı ahreti isteyene ahireti, hem dünyayı hem de ahreti isteyenlere hem dünyayı hem de ahreti vereceğini Allah vaad etmiştir.
Kuran yol gösterici olan bir kitaptır. Doğru Olan Yol Allah’ın nebiler aracılığı ile göndermiş olduğu vahiy orijinli olan yoldur. Kim vahyin çidiği yolda yürümüşse kurtulmuş. Kim de onun dışında olan yollarda yürürse helak olmuştur.

Doğrularım Allah’a yanlışlarım ise bana aitttir.

ALİ RIZA BORAZAN
MERSİN ANAMUR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.