19 – MERYEM SURESİ TEFSİRİ

Rahman ve Rahim olan Allah’ın Adıyla;

Meryem suresi Kur’an sıralamasına göre on dokuz, nüzul sırasına göre de kırk dördüncü sure olup, Mekke’de nazil olmuştur. Doksan sekiz ayetten ibarettir.

19/1. Kaf, He, Ye, Ayn, Sâd.

Birinci ayette geçen bu harfler ruhu mukatta harfler değil, Kur’an bu harflerden meydana geldiğine dikkat çekilmektedir.

19/2. (Bu,) Rabbinin, kulu Zekeriya’ya rahmetinin zikridir.

Allah Kur’an’da kıssa ve öğüt veren peygamber isimlerini sayarak bilgi vermektedir. Her peygamber mümin olanları müjdelemek inkâr edenleri uyarmak için gelmişlerdir. Ayette müjde ve uyarıcı olarak gönderilen Zekeriya peygamberden söz ederek konuya girmektedir.

19/3. Hani o, Rabbine gizlice seslendiği zaman;

Ayette geçen bu ifadeler, Kur’an’da geçen peygamberler içerisinden insanlar tarafından yalanlanmış destek görmeyen ve güç kuvvet haline gelememiş peygamberleri anımsatmaktadır.

Allah insanlık tarihinin başlangıcından bu tarafa ardı arkası kesilmeden peş peşe peygamberler dizerek göndermiştir. Bunlardan bazılarının kıssaları anlatılmış, bazıları da anlatılmamıştır.  Bunun da sebebi kendisinden sonra gelecek olan toplumlara öğüt verecek ve ses getirecek bir kıssası olmadığı ve öldürüldüğü için onlardan bahsedilmemiştir.

Kur’an içerisinde yaklaşık olarak yirmi beş civarında peygamber ismi zikredilmiştir. Allah katında hiçbir peygamberin hiçbir peygambere karşı üstünlük farkı yoktur.  Eğer Kur’an’da bazı peygamberleri bazı peygamberlere karşı üstün kıldık ifadesi kullanılıyorsa mutlaka ama mutlaka insanların destek verip güç kuvvet halen gelen peygamberler olduğu bilinmesi gerekir. Kur’an içerisinde bunların her ikisine de örnek vermeye çalışalım.

2/136. Deyin ki: ‘Biz Allah’a; bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve torunlarına indirilene, Musa ve İsa’ya verilen ile peygamberlere Rabbinden verilene iman ettik. Onlardan hiç birini diğerlerinden ayırt etmeyiz ve biz O’na teslim olmuşlarız.’

2/253. İşte bu elçiler; bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. Onlardan, Allah’ın kendileriyle konuştuğu ve derecelerle yükselttiği vardır. Meryem oğlu İsa’ya apaçık belgeler verdik ve O’nu Ruh’ul-Kudüs’le destekledik. Şayet Allah dileseydi, kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, onların peşinden gelen (ümmet)ler, birbirlerini öldürmezdi. Ancak ihtilafa düştüler; onlardan kimi inandı, kimi inkâr etti. Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi. Ama Allah dilediğini yapandır.

Allah’ın göndermiş olduğu peygamberlere inanan destek veren toplumlar orada güç ve kuvvet oluşturmuşlardır. İşte böyle halktan destek gören peygamberleri üstün kıldık ifadesi kullanmaktadır.  İstinasız bütün peygamberler Allah ile bir sözleşme yapmış, bulunmaktadır.

3/81. Hani Allah peygamberlerden ‘kesin bir söz (misak)’ almıştı: ‘Andolsun size Kitap ve hikmetten verip sonra size beraberinizdekini doğrulayan bir elçi geldiğinde, ona kesin olarak iman edecek ve ona yardımda bulunacaksınız.’ Demişti ki: ‘Bunu ikrar ettiniz ve bu ağır yükümü aldınız mı?’ Onlar: ‘İkrar ettik’ demişlerdi de ‘Öyleyse şahid olun, ben de sizinle birlikte şahid olanlardanım,’ demişti.

İşte hazreti Zekeriya Peygamber’in ayette geçen,” Hani o, Rabbine gizlice seslendiği zaman;”  ifadesi onun yalnızlığını iman eden ve kendisine destekleyen hiçbir insan olmayışı dolayısı ile böyle bir ifade kullanmaktadır. Aşağıda zikredilen ayetlerde zaten durums izah edilmektedir.

19/4. Demişti ki: ‘Rabbim, şüphesiz benim kemiklerim gevşedi ve baş, yaşlılık aleviyle tutuştu; ben sana dua etmekle mutsuz olmadım.’

Ayette geçen ifadelerde kemiklerin gevşemesi, onun biyolojik anlamda ihtiyarlaması anlamında değil, Allah’tan almış olduğu vahyi bilgileri kavmi içerisinde kabul eden bir tek kişinin bile olmayışından ümitlerin kesilmeye doğru gittiğinin bir işaretidir.

19/5. ‘Doğrusu ben, arkamdan gelecek yakınlarım adına korkuya kapıldım, benim karım bir kısır (kadın)dır. Artık bana kendi katından bir yardımcı armağan et.’

Zekeriya peygamber gönderilmiş olduğu kavme kendisinin Allah’tan almış olduğu vahiyi bilgileri ulaştırmış fakat kavmi duyarsız kaldığını kendisini dinleyen ve kabul eden bir tek kişi bile olmadığını Allah’a şikâyet etmekte ve serzenişte bulunmaktadır. Ayette geçen şu ifade dikkat çekicidir. “’Rabbim, şüphesiz benim kemiklerim gevşedi, karımda da kısır arkamdan gelecek yakınlarım adıyla korkuya kapılması ve baş, yaşlılık aleviyle tutuştu;” ifadesi, ayette asıl bizim üzerinde durmak ve anlamak istediğimiz konudur.

Allah’ın süre gelen bir sünnet olarak kısır bir kadın ve ihtiyarlamış bir erkekten sünnetini değiştirip çocuk olmaz. Gerçekten ayette biyolojik olarak bir ihtiyarlamadan mı söz edilmekte yoksa ümidi kesilmiş olmayı mı anlatılmak istenmektedir.  Ayetlerden anlaşıldığına göre erkek bir çocuk olması gerçekleşiyorsa Bu biyolojik değişmeden dolayı değil mutlaka başka bir anlam taşıdığının bilinmesi gerekir. Çünkü Allah’ın yaratış yasasında bir değişiklik olmadığını bildiren ayet var.

 

30/30. Öyleyse sen yüzünü Allah’ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah’ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah’ın yaratışı için hiç bir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler.

Ayrıca “Karım da bir kısır” sözü gerçekten karsının kısırlığı biyolojik kısırlığı mı yoksa erkek çocuk yetiştire bilecek inanç ve yaşam olgunluğuna erişememiş anlamında mı bu ifade kullanılmaktadır.

Peygamberlerin hayal edip düşledikleri şey, bütün insanlığın Allah’ı ilah ve rab olduğunu,  kabul ederek toplumlarda oluşan yol kesme hırsızlık yapma gasp adam öldürme fuhuş olaylarının sona erdirme istekleridir. Böylece yeryüzünde insanlık gözyaşı kan iffetsizlik savaş gibi olumsuz etkenlerden, kurtularak hem dünya hayatında hem de ahiret hayatında esenlik ve barış içerisinde yaşama isteğidir.

Elbette İnsan hem kötülüklerin hem de iyiliklerin yapılmasında aktif rol oynayan emanet ve sorumluluk yüklenmiş olan tek varlıktır. Kötülük yapma isteği ve yapan insanlar olduğu gibi, iyilikleri yapma isteği olan insanlar da bulunmaktadır. İşte Allah İnsanları kendi gönderdiği peygamberler ve indirmiş olduğu vahiylerle tevhit akidesi etrafında birleşip takva yolunda yürümek istiysen insanları iktidar sahibi yapmak istemektedir.

Ne yazık ki, maalesef takva yönünde hareket eden insan sayısı genelde yok denecek kadar az olunca, mazlum güçsüz zayıf olan insanlar sürekli yerlerinden yurtlarından sürülüp öldürülmüşlerdir. Bu sebeple yeryüzünde kan ve gözyaşı hiçbir zaman eksik olmamıştır.

İslam terörizm dini değil, İslam anti terörizm dinidir. Ne İslam ülkeleri kendilerine gelen dini anlamışlar, ne de İslam’a terör dini diyen atı İslam’ı anlamıştır. Kur’an insanların vicdanlarından gelen sesle vahiylerin buluştuğu bir dinden bahsetmektedir. Hani derler ya, kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına da yapma. Başkasında yapılmasını istediğin bir şeyi kendin için de iste. İşte Her insan vicdanının sesini dinlese ortalıkta ne kötülük kalır ne de savaş olur.

 

 İşte hazreti Zekeriya kendi kavine öldükten sonra Allah’ın gönderdiği vahiy yasalarını tebliğ edecek ve yaşayacak neslin kesilmesinden endişe edip korkmaktadır.  Allah da Zekeriya’nın duasına icabet ederek Yahya gibi kendi dinini yaşayan ve aktaran bir peygamberle müjdelemiştir.  Bütün peygamberlerde ortak özellik kendisinden sonra gelecek olan kavimlerin ilahi mesajdan nasip almadan helak olup gitmeleri ve ebedi cehennemi hak etme endişeleridir.

Hazreti İbrahim peygamber oğlu İsmail, Hazreti Musa peygamber in kardeşi Harun Yakup peygamberin oğlu Yusuf kendi dinlerini temsil etmişlerdir. Son nebi ve resul olan Hazreti Muhammet de erkek oğlu olmadığı için onun dinini onu takip eden binlerce Müslüman temsil etmişlerdir.

17/60. Hani biz sana: ‘Muhakkak Rabbin insanları çepeçevre kuşatmıştır’ demiştik. Sana gösterdiğimiz o rüyayı insanları denemek için yaptık, Kur’an’da lanetlenmiş ağacı da. Biz onları korkutuyoruz. Fakat (bu) onlarda büyük bir azgınlıktan 

40/78- Andolsun, biz senden önce elçiler gönderdik; onlardan kimini sana aktarıp-anlattık ve kimini anlatmadık. Herhangi bir elçiye, Allah’ın izni olmaksızın bir ayeti getirmek olacak şey değildir. Allah’ın emri geldiği zaman hak ile hüküm verilir ve işte burada (hakkı) iptal etmekte (istekli) olanlar hüsrana uğramışlardır.

 

O’na (peygambere) yardım etmezseniz, Allah O’na yardım etmiştir. Hani kâfirler ikiden biri olarak O’nu (Mekke’den) çıkarmışlardı; ikisi mağarada olduklarında arkadaşına şöyle diyordu: ‘Hüzne kapılma, elbette Allah bizimle beraberdir.’ Böylece Allah O’na ‘huzur ve güvenlik duygusunu’ indirmişti, O’nu sizin görmediğiniz ordularla desteklemiş, inkâr edenlerin de kelimesini (inkâr çağrılarını) alçaltmıştı. Oysa Allah’ın kelimesi, yüce olandır. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.

 

Eğer Allah’ın peygamberler için vahyi bilgiler dışında özel bir yardımı olmuş olsaydı, hiçbir peygamber öldürülemez yerinden yurdundan sürülemezdi. İşte Allah yardımını iman eden ve salih amel işleyen i Müslüman olanlar eliyle yapmaktadır. Belki bazıları bu söylediğimizin yanlış olduğunu söyleyecek şu ayetleri, örnek olarak gösterecektir.

 

3/ 122. O zaman sizden iki grup, neredeyse ‘çözülüp geri çekilmek’ istemişti. Oysa Allah onların (velisi) yardımcısıydı. Artık müminler, yalnızca Allah’a tevekkül etmelidir.

3/ 123. Andolsun, siz güçsüz iken Allah size Bedir’de yardımıyla zafer verdi. Şu halde Allah’tan sakının, O’na şükredebilesiniz.

3/ 124. Sen müminlere: ‘Rabbinizin size meleklerden indirilmiş üç bin kişiyle yardım-iletmesi size yetmez mi?’ diyordun.

3/ 125. Evet, eğer sabrederseniz, sakınırsanız ve onlar da aniden üstünüze çullanıverirlerse, Rabbiniz size meleklerden nişanlı beş bin kişiyle yardım ulaştıracaktır.

3/ 126. Allah bunu (yardımı) size ancak bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla tatmin bulsun diye yaptı. ‘Yardım ve zafer’ (Nusret) ancak üstün ve güçlü, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah’ın katındandır.

Allah’ın meleklerden üç bin beş bin kişiyle yardım ulaştırması Yaratılışta vermiş olduğu “Rabbim Allah’tır”  sözünden dönmeyen erkek adamlardır. Bir başka ifadeyle insanlar ilk yaratılışta istisnasız hepsi melek konumundalardı. Ama onlara iblis meleği ergenlik yaşında yüklenince insanlardan büyük çoğunluk o sözünden cayarak şeytanın yolunda yürümüşlerdir.

 

7/172. Hani Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şahitler kılmıştı: ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’ (demişti de) onlar: ‘Evet (Rabbimizsin), şahid olduk’ demişlerdi. (Bu,) Kıyamet günü: ‘Biz bundan habersizdik’ dememeniz içindir.

33/23. Müminlerden öyle erkek-adamlar vardır ki Allah ile yaptıkları ahide sadakat gösterdiler; böylece onlardan kimi adağını gerçekleştirdi, kimi beklemektedir. Onlar hiç bir değiştirme ile (sözlerini) değiştirmediler.

İşte Allah yaratılışta vermiş olduğu sözün arakasında duran, böyle erkek adamlardan sabır gösteren Müslümanların desteği ile yardım ulaştırmaktadır.

 

19/6. ‘Bana mirasçı olsun. Yakup oğullarına da mirasçı olsun. Rabbim, onu (kendisinden) razı olunan(lardan) kıl.’

Mirasçı ifadesi, Yaşamını ölümünü namazını ibadetlerini belirleyen Allah olduğunu söylesin ve bilsin anlamında kullanılan bir ifadedir.

6/162. De ki: ‘Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah’ındır.’

19/7. (Allah buyurdu:) ‘Ey Zekeriya, şüphesiz biz seni, adı Yahya olan bir çocukla müjdelemekteyiz; biz bundan önce ona hiç bir adaş kılmamışız.’
Zekeriya peygamber ümidi kesilmiş olduğu bir anda Allah’tan bir haber olarak bir erkek çocuk müjdelemektedir. İşte senin aradığın buydu bunu da sana müjdelemekteyim demektedir.

19/8. Dedi ki: ‘Rabbim, karım kısır (bir kadın) iken, benim nasıl oğlum olabilir? Ben de yaşlılığın son basamağındayım.’

Ayette geçen karım kısır ifadesi bildiğimiz biyolojik kısırlık değildir. Bir başka ifadeyle hayızdan nifastan kesilmiş anlamında değil, onu peygamber yetiştirecek donanım ve yeterliliğe sahip olmaması anlamında kullanılan bir ifadedir. Kur’an yaratılışta vermiş olduğu rabbim Allah’tır sözüne sadakat gösterenler genelde bazı istisnalar hariç Müslüman erkek ve Müslüman kadınların çocuklarından olduğu anlaşılmaktadır. Aile içerisinde çocuk eğitimi konusunda en çok görev annelere düşmektedir.

Allah daha çocuk doğmadan hala anne karnında cenin iken ölen babasını kaybeden, babasız hayata merhaba diyerek dünyaya gelen İsa peygamberden övgü ile bahsetmektedir.  Babası hayatta değil ama Meryem’in kadınlar içerisinde iki övülmüş kadından biri olması Allah’ın gönderdiği peygamberleri kitapları doğrulaması ve tasdik etmesiyle anılmaktadır.

19/9. (Ona gelen melek:) ‘İşte böyle’ dedi. ‘Rabbin dedi ki: Bu benim için kolaydır, daha önce sen hiç bir şey değil iken, seni yaratmıştım.’

Ayette parantez içerisinde geçen melek kelimesi Kur’an’ın anlatış esprisine uygun olmadığı görülmektedir. Çünkü Allah bütün peygamberlere aracı olmadan kalbine direk olarak, ilka ve ilham ederek vahyi bilgileri aktarmaktadır.

2/97. De ki: ‘Cibril’e kim düşman ise, (bilsin ki) gerçekten onu (Kitabı), Allah’ın izniyle kendinden öncekileri doğrulayıcı ve müminler için hidayet ve müjde verici olarak senin kalbine indiren O’dur.
Ayette geçen “işte böyle dedi” diyen melek değil, direk o sözü Allah söylemektedir. Bu olayı dilerseniz Meryem’le ilgili konuda anlatım farklılığına bir bakalım.

19/19. Demişti ki: ‘Ben, yalnızca Rabbinden (gelen) bir elçiyim; sana tertemiz bir erkek çocuk armağan etmek için (buradayım).’
19/20. O: ‘Benim nasıl bir erkek çocuğum olabilir? Bana hiç bir beşer dokunmamışken ve ben azgın utanmaz (bir kadın) değilken’ dedi.
19/21. ‘İşte böyle’ dedi. ‘Rabbin, dedi ki: -Bu benim için kolaydır. Onu insanlara bir ayet ve bizden bir rahmet kılmak için (bu çocuk olacaktır).’ Ve iş de olup bitmişti.

Konuya dikkatinizi çekmek istiyorum. Ayet şöyle söylediği ifade edilmektedir. “Demişti ki: ‘Ben, yalnızca Rabbinden (gelen) bir elçiyim; sana tertemiz bir erkek çocuk armağan etmek için (buradayım)”

Zekeriya’ya çocuk müjdeleyen Allah’ın kendisidir. Meryem’e erkek bir çocuk müjdeleyen ise Allah’ın nebi ve resul olarak gönderdiği bir elçidir. Bu da gösteriyor ki Meryem bir peygamber değil, Meryem Peygamberleri kitapları tasdik eden, Allah’ın övgü ile bahsettiği bir kadındır. Yine Kur’an’ın bütün peygamberleri erkeklerden seçtiğini bilmek gerekir.

16/43-Biz senden evvel kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başka (peygamberler) göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline sorun.

 

19/10. Dedi ki: ‘Rabbim, bana bir alamet (ayet) ver.’ Dedi ki: ‘Senin alametin, sapasağlam iken, üç tam gece insanlarla konuşmamandır.’

Zekeriya Allah’ın kendisini erkek bir çocukla müjdelemesi karşısında Allah’tan belge istemektedir.  Allah da ona üç gün konuşmama orucu tavsiye etmektedir. İşte Kur’an’daki ayetleri ikişerli anlatış esprisi burada da kendini göstermektedir.  Ayette geçen bu ifade aynen Meryem’le ilgili ayette de geçmektedir.

19/26. Artık, ye, iç; gözün aydın olsun. Eğer herhangi bir beşer görecek olursan, de ki: ‘Ben Rahman (olan Allah) a oruç adadım, bugün hiç kimseyle konuşmayacağım.’

İnsanlarla beşerle konuşmama, orucu ve susma orucu, bütün Allah dostlarının vermiş olduğu mesajları kabul etmeyen toplumların kendilerini tasdik edecek ve doğrulayacak belge gelinceye kadar beklemeleri anlamında kullanılmaktadır. Bazıları yemeden içmeden cinsellikten uzak kalarak seher vaktinden akşama kadar tutulan orucu bu oruç ile karıştırmaktadırlar.

2/187. Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. Onlar, sizin örtüleriniz, siz de onlara örtüsünüz. Allah, gerçekten sizin, nefislerinize ihanet ettiğinizi (güvenmediğinizi) bildi, tövbenizi kabul etti ve sizi bağışladı. Artık onlara yaklaşın ve Allah’ın sizin için yazdıklarını dileyin. Fecir vakti, sizce beyaz iplik siyah iplikten ayırt edilinceye kadar yiyin, için, sonra geceye kadar orucu tamamlayın. Mescitlerde itikâfta olduğunuz zamanlarda onlara (kadınlarınıza) yaklaşmayın. Bunlar, Allah’ın sınırlarıdır, (sakın) onlara yanaşmayın. İşte Allah, insanlara ayetlerini böylece açıklar; umulur ki sakınırlar.

Konumuz oruç olmadığı için burada sadece iki oruç arasındaki farkı fark edilsin diye bunları dile getirdim.

19/11. Böylelikle (Zekeriya) mescidten kavminin karşısına çıkıp onlara (şu anlamları) işaret etti: ‘Sabah akşam tesbih edin.’

Zekeriya peygamber kendisine müjdelenen Yahya peygamber gelinceye kadar sadece davranışları ile Allah’a ibadet ve kulluk nasıl yapılacağı konusunda ilgili bilgiyi yaşamıyla göstermesinin yeterli olacağı anlatılmaktadır.

19/12. (Çocuğun doğup büyümesinden sonra ona dedik ki:) ‘Ey Yahya, Kitabı kuvvetle tut.’ Daha çocuk iken ona hikmet verdik.

İşte Kur’an’da işaretleşme dışında üç gün konuşmamandır. İfadesi Daha ortada hol yok yumurta yak. Yahya’nım geleceği müjdeleniyor. Çocuk anne karnında dokuz ay kalıp doğuyor. Daha sonra da aradan yaklaşık en az yirmi beş yıl geçtikten sonra peygamber olarak toplumun karşına çıkabilmektedir.

19/13. Katımızdan ona bir sevgi duyarlılığı ve temizlik (de verdik). O, çok takva sahibi biriydi.

İşte Allah’ın insan doğmadan hiçbir amel işlemeden peygamber olmadan peygamber olacağını bildirmesi ile bilinen iki gayıp haberlerinden birisidir. Allah bir insanın amel işlemeden nasıl bir amel işleyip işlemeyeceğini bilmez diyen Kur’an müdavimlerinin kulakları çınlasın. Allah’ın bilmediği ve bilemeyeceği hiçbir şey yoktur. Çünkü Allah zaman ve mekândan münezzehtir.

19/14. Ana ve babasına itaatkârdı ve isyan eden bir zorba değildi.

Aynı ifadeler İsa peygamber için de kullanılmıştır. Burada Yahya Peygamber’in İsa peygamber ile babaları bir anaları ayrı iki kardeş olduğunu da vurgulamak istiyorum.

19/30. (İsa) Dedi ki: ‘Şüphesiz ben Allah’ın kuluyum. (Allah) Bana Kitabı verdi ve beni peygamber kıldı.’
19/31. ‘Nerede olursam (olayım,) beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe, bana namazı ve zekatı vasiyet (emr) etti.’
19/32. ‘Anneme itaati de. Ve beni mutsuz bir zorba kılmadı.’
19/33. ‘Selam üzerimedir; doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağım gün de.’

19/15. Ona selam olsun; doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağı gün de.

İşte dünya hayatındayken Allah’ın kendileri ile sözleşme imzalayıp yol çizgilerini vahiy dışına çıkmadan Allah’ın cennetlikle müjdelediği tek insan nebi ve resullerdir. Kur’an’da peygamberler içerisinde yoldan çıkan hiç bir peygamber ismi zikredilmemiştir. İşte insanlar için örneklik teşkil etmesi bundan kaynaklanmaktadır.

 

 

 

 

 

19/16. Kitap’ta Meryem’i de zikret. Hani o, ailesinden ayrılıp doğu tarafında bir yere çekilmişti.

19/17. Sonra onlardan yana (kendini gizleyen) bir perde çekmişti. Böylece ona ruhumuzu göndermiştik, ona düzgün bir beşer kılığında görünmüştü.

İslam toplumlarında yanlış anlaşılan en çok konuların başında, Zekeriya Meryem ve İsa konusu gelmektedir. İnşallah gücümün yettiği dilimin döndüğü kadar bu konuyu detayına kadar anlatmaya çalışacağım.

Meryem suresi on altı ve on yedinci ayetlerde Meryem’le kavmi arasında Allah’ın murat ettiği din anlayışı hakkında bir anlaşmazlık olduğu gözlenmektedir. Meryem İmran ailesinin kızı olup, Allah’ın övgü ile zikrettiği iki kadından biri olarak karşımıza çıkmaktadır.

66/11. Allah, iman edenlere de Firavun ‘un karısını örnek verdi. Hani demişti ki: ‘Rabbim bana kendi katında, cennette bir ev yap; beni Firavundan ve yaptıklarından kurtar ve beni o zalimler topluluğundan da kurtar.’

66/12. İmran’ın kızı Meryem’i de. Ki o kendi ırzını korumuştu. Böylece Biz ona ruhumuzdan üfledik. O da Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tasdik etti. O, (Rabbine) gönülden bağlı olanlardandı.

Ayette geçen şu ifade dikkat çekicidir. “Ki o kendi ırzını korumuştu. Böylece Biz ona ruhumuzdan üfledik. O da Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tasdik etti.” Burada önemli bir konuya dikkat çekmek istiyorum. Bazıları Meryem hakkında ayette geçen bu ifadeden dolayı onu peygamber olarak görmektedirler. Asla böyle bir anlayış ‘da geçen ayetlerle uyum sağlamadığı görülmektedir. Çünkü Allah bütün peygamberleri erkeklerden seçtiğini ifade etmektedir.

16/ 43. Biz senden evvel kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başka (peygamberler) göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline sorun.
O zaman eğer bu ayeti doğru anlamışsak Kur’an’da zikredilen kadın bir peygamber olmaması gerekir. Araştırdığımız zaman Kur’an’da geçen peygamberler içerisinde kadından bir peygamber olmadığı gözlenmektedir.

Konumuzla ilgili ayette geçen, şu üç kelimenin yerini doğru tespit ederek kelimeyi saptırmadan ait olduğu yere koymaya çalışalım. Ayeti tekrar naklederek ayet üzerinde uzun uzadıya düşünerek tefekkür ederek anlamaya çalışalım.

19/ 17. Sonra onlardan yana (kendini gizleyen) bir perde çekmişti. Böylece ona ruhumuz göndermiştik, ona düzgün bir beşer kılığında görünmüştü.
Ayette geçen, şu üç kelimenin Kur’an içerisinde yeri ve anlamı yakalamaya çalışalım. Ayette geçen, perde kelimesi- ruh kelimesi, düzeltilmiş beşer ifadeleri Kur’an bütünlüğü içeresinde ne anlam ifade etmektedir.

Soru-1-Perde çekilmişti; Ne demektir?

Cevap-1-Kur’an’da perde kelimesi yaklaşık olarak, on üç yerde geçmektedir. Bunlardan bir tane örnek vermek yeterlidir kanaatindeyim.

17/ 45. Kur’an okuduğun zaman seninle ahirete inanmayanlar arasında görünmez bir perde kıldık.

Ayette geçen kavmi ile Hz Meryem arasına perde çekilmesi, Meryem’in anladığı ve anlattığı din ile kavminin anladığı din anlayışı farklılığından söz edilmektedir. Ama Allah Meryem’in din anlayışını kabul etmekte, kavminin din anlayışını kabul etmediği, anlatılmaktadır.

Soru-2-Ruh kelimesi; Ayette Meryem’e gönderilen Ruh nasıl bir Ruhtur?

Cevep-2-Konunun asıl yanlış anlaşılmasına sebep teşkil eden, ayette geçen Ruh kelimesine yüklenen anlam teşkil etmektedir. Bu da konu içerisinde geçen öznenin kim olduğu tespit edilemezse sonuca ulaşmak mümkün olmayacaktır.

Ruh kelimesi Kur’an içerisinde yaklaşık olarak yirmi iki yerde farklı anlamlarda geçtiği görülmektedir. Bunlardan konumuzla ilgili olan bir kaç ayeti naklederek konumuzla ilgili geçen, Ruh kelimesine doğru anlamı bularak konuyu doğru anlamaya çalışalım.

4/ 171. Ey Kitap Ehli, dininiz konusunda taşkınlık etmeyin, Allah’a karşı gerçek olandan başkasını söylemeyin. Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allah’ın elçisi ve kelimesidir. Onu (‘OL’ kelimesini) Meryem’e yöneltmiştir ve O’ndan bir ruhtur. Öyleyse Allah’a ve elçisine inanınız; ‘üçtür’ demeyiniz. (Bundan) kaçının, sizin için hayırlıdır. Allah, ancak bir tek ilahtır. O, çocuk sahibi olmaktan yücedir. Göklerde ve yerde her ne varsa onundur. Vekil olarak Allah yeter.

17/ 85. Sana ruh ‘tan sorarlar; de ki: ‘Ruh, Rabbimin emrindendir, size ilimden yalnızca az bir şey verilmiştir.’

42/ 52. Böylece sana emrimizden bir ruh vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmiyordun. Ancak Biz onu bir nur kıldık; onunla kullarımızdan dilediklerimizi hidayete erdiririz. Şüphesiz sen, dosdoğru olan bir yola yöneltip-iletiyorsun.

Kur’an’dan ruh ile ilgili birkaç ayet naklettikten sonra şimdi de, düzeltilmiş bir beşer neymiş onu anlamaya çalışalım.

 

Soru-3-Düzeltilmiş beşer; Kur’an içerisinde bu kelime ne anlam ifade etmektedir. 

 

Cevap-3-Kur’an’da düzeltilmiş bir beşer, sadece peygamberler için kullanılmış bir ifadedir.

 

22/ 52. Biz senden önce hiç bir Resul ve Nebi göndermiş olmayalım ki, o bir dilekte bulunduğu zaman, şeytan, onun dilediğine (bir kuşku veya sapma unsuru) katıp bırakmış olmasın. Ama Allah, şeytanın katıp-bırakmalarını giderir, sonra kendi ayetlerini sağlamlaştırıp-pekiştirir. Allah, gerçekten bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Açıklamakta olduğumuz ayette geçen üç kelimenin ne anlama geldiği konusunda vermiş olduğum ayetlerden az çok bilgi sahibi olmaya çalıştık. Şemdi ayeti Kur’an’ın anlattığı şeklide anlamaya çalışalım.

Ayette geçen şu ifadede, “Böylece ona ruhumuz göndermiştik, ona düzgün bir beşer kılığında görünmüştü.” Meryem’e gelen ve ona düzgün bir beşer kılığından görünen nedir kimdir? Ruh kelimesi yukarda vermiş olduğum ayet örneklerinden hangisini teşkil etmektedir? Eğer konunun kilit noktasını oluşturan, bu sorunun cevabını bulabilirsek konuyu çözmüşüz ve anlamışız demektir.

Genelde bütün meal ve tefsirlerde, Meryem’e gelen Ruhun hep Cebrail olduğu söylenmiştir. O zaman Cebrail kelimesi Kur’an’da geçmediğine göre onu oradan çıkardık attık. Eğer Cebrail’i Cibril olarak anlaşılırsa O zaman Cibril Allah’ın peygamberlerin kalbine ilka ve ilham edilen vahyi bilgiler olması gerekir. Çünkü Kur’an Cibril kelimesine o anlamı yüklemiştir.

2/97. De ki: ‘Cibril’e kim düşman ise, (bilsin ki) gerçekten onu (Kitabı), Allah’ın izniyle kendinden öncekileri doğrulayıcı ve müminler için hidayet ve müjde verici olarak senin kalbine indiren O’dur.
O zaman Meryem peygamber olmadığına göreme gelen Ruh Cibril de değildir. O zaman ayetleri okumaya ve anlamaya devam edelim. Yukarda ayetlerden örnek vermiştik. Kadınlardan peygamber olmayacağını, peygamberleri Allah sadece erkeklerden seçtiğini zikretmiştik. Kur’an’da Cebrail diye bir ifade geçmez. Bu olsa olsa uydurma bir söz olabilir. O zaman Meryem’e düzeltilmiş bir beşer olarak gelen kimdir? Onu aramaya devam edelim.

19/18. Demişti ki: ‘Gerçekten ben, senden Rahman (olan Allah)a sığınırım. Eğer takva sahibiysen (bana yaklaşma).’
Yukarda Kur’an’ın Meryem hakkında ırzını namusunu koruyan aynı zamanda Allah’ın övgü ile söz ettiği iki kadından biri olduğunu bildirmiştik. Demek ki Meryem takvalı biri ki, gelen düzeltilmiş olan beşere takva sahibiysen yaklaşma ifadesi kullanmaktadır. Asıl gelen düzeltilmiş beşerin burada ne dediği önemlidir. Devam eden ayette özne olarak kullanılan ruh özne olarak kullanılan düzeltilmiş beşer ne diyor? Şimdi de  onu dinleyelim.

19/19. Demişti ki: ‘Ben, yalnızca Rabbinden (gelen) bir elçiyim; sana tertemiz bir erkek çocuk armağan etmek için (buradayım).’

Düzeltilmiş olarak gelen beşer, Meryem’in bu tutum ve davranışına karşı şöyle söylediği görülmektedir. “Demişti ki: ‘Ben, yalnızca Rabbinden gelen bir elçiyim; sana tertemiz bir erkek çocuk armağan etmek için (buradayım)”

Allah kendisi ile insanlar arasında resulleri iki farklılıkla izah etmektedir. Birisi meleklerden elçiler. Diğeri ise insanlardan olan elçilerdir.

22/75. Allah, meleklerden elçiler seçer ve insanlardan da. Şüphesiz Allah işitendir, görendir.
Düzeltilmiş beşer meleklerden olma ihtimali yoktur. Bu konular üzerinde değişik sure ve ayetlerden örnekler vererek açıklığa kavuşturmuştuk. O zaman düzeltilmiş bir beşer kılığında gelen mutlaka ama mutlaka insandan olan bir elçi olması gerekmektedir.

Demek ki, Meryem’e gelen düzeltilmiş beşer sıradan bir insan değil, o gökleri ve yaratan Allah tarafından gönderilmiş nebi ve resul olan bir elçi olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü daha çocuk olmadan erkek bir çocuğun olacağını söylemesi Kur’an ifadelerine göre sadece nebi ve resul olan için kullanılan bir ifadedir. Bir ayetten örnek vererek bunu belgelemeye çalışalım.

61/6. Hani Meryem oğlu İsa da: ‘Ey İsrailoğulları, gerçekten ben, sizin için Allah’tan gönderilmiş bir elçiyim. Benden önceki Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra ismi ‘Ahmed’ olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim’ demişti. Fakat o, onlara apaçık belgelerle gelince: ‘Bu, açıkça bir büyüdür’ dediler.

Demek ki, geçmiş ve gelecek hakkında Allah’ın bildirmesi ile bilgi veren sadece nebi ve resullerdir. Meryem’e gelir gelmez ortada hol yok yumurta yokken, direk bir erkek çocuk müjdelemesi ve zamanı zemini gelince de söylediğinin tıpa tıp tutması, onun nebi ve resul olduğunun bir kanıtıdır.

19/20. O: ‘Benim nasıl bir erkek çocuğum olabilir? Bana hiç bir beşer dokunmamışken ve ben azgın utanmaz (bir kadın) değilken’ dedi.

Gelen nebi ve resul çocuğu müjdeledikten sonra, Meryem ise bana bir beşer dokunmamış iken nasıl erkek bir çocuğum olabilir? Diye itirazda bulunmaktadır. Gelen nebi ve resul onun nasıl erkek çocuğu olacağını bize nasıl anlatmış onu dinleyelim.

19/21. ‘İşte böyle’ dedi. ‘Rabbin, dedi ki: -Bu benim için kolaydır. Onu insanlara bir ayet ve bizden bir rahmet kılmak için (bu çocuk olacaktır).’ Ve iş de olup bitmişti.

Öncelikle nebi ve resuller kendi arzusuna göre bir şey konuşmaz ve Allah’ın vermiş olduğu emirlerin dışına da çıkamazlar. Onlar bir şeyin nasıl olması gerektiği konusunda bilgiyi Allah’tan alır ve almış olduğu bilgilere uygun olarak hayatlarına şekil verirler.

6/162. De ki: ‘Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah’ındır.’

Allah evrende yaratmış olduğu bütün varlıkları sebep ve sonuç ilişkisine bağlı kalarak yaratmıştır. Yaratmaya da devam etmektedir. Allah bir çocuğun oluşumu hakkında şu metotların veya k izlenmesi ile ilgili, bilgi vermektedir.

23/12. Andolsun, biz insanı, süzme bir çamurdan yarattık.

23/13. Sonra onu bir su damlası olarak, savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik.
23/14. Sonra o su damlasını bir alak (embriyo) olarak yarattık; ardından o alak’ı (hücre topluluğu) bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne yücedir.

Vermiş olduğum ayetler gösteriyor ki, Meryem’den çocuk ola bilmesi için Meryem’in bir erkekle evlenmesi gerektiğini göstermektedir. Bunları inşallah konu ilerledikçe Meryem’in kiminle evlendiğini Kur’an’ın dışına çıkmadan anlatmaya çalışacağım.

İsa peygamberin babasız olmadığı konusunda bazı Kur’an’dan örnekler vererek izah etmeye çalışalım.

67/3. O, biri diğeriyle ‘tam bir uyum’ (mutabakat) içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman (olan Allah)ın yaratmasında hiç bir ‘çelişki ve uygunsuzluk’ (tefavüt) göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun?
67/4. Sonra gözünü iki kere daha çevirip-gezdir; o göz (uyumsuzluk bulmaktan) umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir.

Bu ayetler, yaratılmış olan evren içerisinde hiçbir çelişki ve tutarsızlık olmadığını vurgulamaktadır. Yani bazı insanlar eşi olmadan çocuk yapabilir bazı insanlar eşi olursa çocuk yapabilirler anlayışını kaldırmaktadır. Bir çocuğun olabilmesi için mutlaka bir kadın ve bir erkeğin olma şartını Allah ortaya koymaktadır.

51/49. Ve Biz, her şeyi iki çift yarattık. Umulur ki, öğüt alıp-düşünürsünüz.

6/101. Gökleri ve yeri bir örnek (model) edinmeksizin yaratandır. O’nun nasıl bir çocuğu olabilir? O’nun bir eşi (zevcesi) yoktur. O, her şeyi yaratmıştır. O, her şeyi bilendir.

Ayet gösteriyor ki,  haşa İsa Hristiyanların söylediği gibi Allah’ın oğlu değildir. Çocuğun olabilmesi içen için evren yasası gereği bir erkekle kadının evlenmesi gerekiyormuş.  O zaman yaratılmış olan evrende bir tutarsızlık ve çelişki yoksa Allah’ın indirmiş olduğu Kur’an’da çelişki olmadığını söylemektedir.

4/82. Onlar hâlâ Kur’an’ı iyice düşünmüyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başkasının katından olsaydı, kuşkusuz içinde birçok aykırılıklar (çelişkiler, ihtilaflar) bulacaklardı.

Asıl her şeyi yerli yerine koymayı kelimeleri yerenden oynatmadan hak olanı hak ettiği yere koymayı insanlara öğütleyen bir ayet daha aktaracağım.

30/30. Öyleyse sen yüzünü Allah’ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah’ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah’ın yaratışı için hiç bir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler.

19/22. Böylelikle ona gebe kaldı, sonra onunla ıssız bir yere çekildi.

19/23. Derken doğum sancısı onu bir hurma dalına sürükledi. Dedi ki: ‘Keşke bundan önce ölseydim de, hafızalardan silinip unutulsaydım.’

Meryem kendisine gelen nebi ve resulün gelişinden sonra gebe kaldığını ve doğum sancısı yine Meryem’i yalnız bıraktığını ayetler bize anlatmaktadır. Peki, Meryem’e gelen bu gelen elçi kimdir? Şimdi de Kur’an’da onu bulmaya çalışalım.

3/42. Hani melekler: ‘Meryem, şüphesiz Allah seni seçti, seni arındırdı ve âlemlerin kadınlarına üstün kıldı,’ demişti.

3/43. ‘Meryem, Rabbine gönülden itaatte bulun, secde et ve rüku edenlerle birlikte rüku et.’

3/44. Bunlar, gayb haberlerindendir; bunları sana vahyediyoruz. Onlardan hangisi Meryem’i sorumluluğuna alacak diye kalemleriyle kura atarlarken sen yanlarında değildin; çekişirlerken de yanlarında değildin.
Ali İmran suresi kırk dördüncü ayette, “Onlardan hangisi Meryem’i sorumluluğuna alacak diye kalemleriyle kura atarlarken sen yanlarında değildin; çekişirlerken de yanlarında değildin.” Ayette geçen sorumluluk altına alma ifadesi ne anlama gelmektedir? Kur’an böyle bir ifadeyi niçin kullanmaktadır? şİmdi de benzeşen ayetlerden onu tespit etmeye çalışalım.

3/37. Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi. Zekeriya’yı ondan sorumlu kıldı. Zekeriya her ne zaman mihraba girdiyse, yanında bir yiyecek buldu: ‘Meryem, bu sana nereden geldi?’ deyince, ‘Bu, Allah katındandır. Şüphesiz Allah, dilediğine hesapsız rızık verendir’ dedi.

“Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi. Zekeriya’yı ondan sorumlu kıldı.” Zekeriya’nın Meryem’den sorumlu olması onun bakımını üslenmesi midir? Yoksa onunla evlenmesi anlamında mı Kur’an böyle bir ifade kullanmaktadır. Eğer Meryem Rüşt ve ya ergenlik yaşına gelmişse Kur’an sadece evli olan erkekler kadınlar üzerinde sorumlu ve gözetici olduğu söylenmektedir. Yoksa ergenlik yaşına ulaşmış ve evli olanlar dışında hiçbir insan hiç bir insana karşı sorumlu değildir.

4/6- Yetimleri, nikâha erişecekleri çağa kadar deneyin; şayet kendilerinde bir (rüşt) olgunlaşma görürseniz, hemen onlara mallarını verin. Büyüyecekler diye israf ile çarçabuk yemeyin. Zengin olan iffetli olmaya çalışsın, yoksul olan da artık maruf (ihtiyaca ve örfe uygun) bir şekilde yesin. Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman, onlara karşı şahid bulundurun. Hesap görücü olarak Allah yeter.

37/102 Böylece (çocuk) yanında koşabilecek çağa erişince (İbrahim ona): “Oğlum” dedi. “Gerçekten ben seni rüyamda boğazlıyorken gördüm. Bir bak, sen ne düşünüyorsun.” (Oğlu İsmail) Dedi ki: “Babacığım, emir olunduğun şeyi yap. İnşallah, beni sabredenlerden bulacaksın.”

 

Demek ki Allah, ergenlik yaşına gelmiş olan bütün insanlara yol tercihini kendi özgür iradesine vermektedir. O zaman diyebiliriz ki, Meryem ergenlik yaşına gelmiş yetki ve sorumluluk sahibi biri olmalıdır. Bu sebeple, hem evlilik konusunda hem yol tercihi konusunda yetkili ve sorumlu olan birisi olduğu anlaşılmaktadır.

 

4/34. Allah’ın, bazısını bazısına üstün kılması ve onların kendi mallarından harcaması nedeniyle erkekler, kadınlar üzerinde ‘sorumlu gözeticidir.’ Saliha kadınlar, gönülden (Allah’a), itaat edenler, Allah nasıl koruduysa görünmeyeni koruyanlardır. Nüşuzundan korktuğunuz kadınlara (önce) öğüt verin, (sonra onları) yataklarda yalnız bırakın, vurun. Size itaat ederlerse aleyhlerinde bir yol aramayın. Doğrusu Allah yücedir, büyüktür.

Ayette görüldüğü gibi, Allah evli olan erkekleri kadınlar üzerinde sorumlu ve gözetici kıldığını söylemektedir. Kur’an içerisinde bir tarama yaptığımız zaman, Müslüman bir erkekle Müslüman bir kadının ancak evlenebileceği üzerinde ısrarla durmaktadır. Eğer evlilik süresinde kadın veya erkekten herhangi birisi evlilik sözleşmesine uygun olmayan bir sürece girerlerse o nikâh aktı feshe edileceği bildirilmektedir. Konumuzla ilgili olan ayetlerden bir kaçını zikredelim.

 

2/221. Müşrik kadınları, iman edinceye kadar nikâhlamayın; iman eden bir cariye, -hoşunuza gitse de müşrik bir kadından daha hayırlıdır. Müşrik erkekleri de iman edinceye kadar nikâhlamayın; iman eden bir köle, -hoşunuza gitse de müşrik bir erkekten daha hayırlıdır. Onlar, ateşe çağırırlar, Allah ise kendi izniyle cennete ve mağfirete çağırır. O, insanlara ayetlerini açıklar. Umulur ki öğüt alıp-düşünürler.

 

60/10. Ey iman edenler, mümin kadınlar hicret ederek size geldikleri zaman, onları imtihan edin. Allah, onların imanlarını daha iyi bilendir. Şayet (gerçekten) mümin kadınlar olduklarını bilip-öğrenirseniz, artık sakın onları kâfirlere geri çevirmeyin. (Çünkü) Ne bunlar onlara helaldir, ne onlar bunlara helaldir. Onlara (kâfir kocalarına kendileri için) harcadıklarını verin. Onlara (hicret eden mümin kadınlara) ücretlerini (mehirlerini) verdiğiniz takdirde onları nikâhlamanızda size bir güçlük yoktur. Kâfir (kadın)ların ismetlerini (nikâhlarını) tutmayın ve (onlar için) harcadıklarınızı isteyin. Onlar da (mümin kadınlara) harcadıklarını istesinler. Bu, Allah’ın hükmüdür; sizin aranızda hükmeder. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Kur’an diyor ki, ey iman edenler, evlenirken sakın ola ki sizi ahiret hayatınızı tehlikeye atacak birisiyle evlenmeyin. Dünya hayatı bir an, ahiret hayatı ise ebedidir. Müslüman bir erkek ancak Müslüman bir kadınla evlensin. Çünkü Müslüman olan bir erkek Müslüman olan bir kadının velisidir. Müslüman olan bir kadın da, Müslüman olan bir erkeğin velisidir. Eğer evlilik hayatında olur ya her hangi birisi evlilik sözleşmesini bozarsa değişik söz ve davranışlarla o halinden hoşlanmadığını belirterek evlilik hayatının böyle devam edemeyeceği hatırlatılmalıdır.

 

Eğer hala yanlış olan tutum ve davranışlarını değiştirmezse boşanma kurallarına uygun bir tarzda boşanma sürecine girilmesini öğüt verilmektedir. Burada konumuz talak olmadığı için bunları detayına kadar anlatacak değilim. Ancak Müslüman bir erkek ile Müslüman bir kadın evlilik hayatlarını ömür boyu sürdürebilirler.

 

O zaman Allah Zekeriya’yı Meryem’den sorumlu kaldık ifadesi ile vermiş olduğum ayet örneklerinden de anlaşıldığı gibi Zekeriya ile Meryem’in evliliğinden söz edilmektedir. Biz İsa babasız değil onun babası Zekeriya peygamberdir derken bunu anlatmak istiyorduk. Şimdi, Meryem ve İsa ile ilgili kafalara takılan, bazı sorulan soruları Kur’an’dan örnekler vererek cevaplamaya çalışalım.

                                                  

Soru-1-Bana hiçbir beşer dokunmamışken nasıl erkek bir çocuğum olabilir?

 

Cevap-1- Meryem gelen nebi ve resule şu cevabı vermektedir. Ben şimdiye kadar hiçbir kimseyle evlenmedim ki, nasıl benim erkek bir çocuğum olabilir sorusunu şu ayetle sormaktadır.

 

19/20. O: ‘Benim nasıl bir erkek çocuğum olabilir? Bana hiç bir beşer dokunmamışken ve ben azgın utanmaz (bir kadın) değilken’ dedi.

 

Meryem’e gelen elçi Cebrail değil, Nebi ve resul olan Zekeriya peygamberdi. Evet, şimdiye kadar sen hiçbir beşer ile evlenmedin hiçbir beşer sana dokunmadı. Şimdi Allah beni sana gönderdi seninle evlenmemi istedi. Ben de seninle ekleneceğim ve İsa gibi bizden nebi ve resul olan bir peygamber doğacak.

 

Soru-2-Peki, neden İsa peygamber eğer Zekeriya peygamberin oğlu ise annesinin adı anılarak zikredilmektedir?

 

Cevap-2- Çünkü İsa daha doğmadan babası Zekeriya peygamber ölmüştü. Babası ve anası ölenlerden Kur’an bahsetmez. Eğer babası ölmemiş olsaydı babasının ismi zikredilerek anılırdı.

 

33/5. Onları (evlat edindiklerinizi) babalarına nispet ederek çağırın; bu, Allah katında daha adildir. Eğer babalarını bilmiyorsanız artık onlar, dinde sizin kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Hata olarak yaptıklarınızda ise, sizin için bir sakınca (bir vebal) yoktur. Ancak kalplerinizin kasıt gözeterek (taammüden) yaptıklarınızda vardır. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.

 

Eğer İsa peygamber anasına nispet edilerek çağırılıyorsa, onun babasız olduğu için değil, onun babası daha ana rahminde öldüğü için, anasına nispet edilerek çağrılmaktadır. Benzeşen ayetlerden örnekler vererek bunları anlamaya çalışalım. Kur’an’da Musa ve hz. Muhammedin babalarından bahsedilmez. Neden onların babasız olduğundan söz edilmez de sadece İsa’nın babasız olduğundan söz edilmektedir? Anormal olan bu değil mi?

 

28/7-Musa’nın annesine: ‘Onu emzir, şayet onun için korkacak olursan, onu suya bırak, korkma ve üzülme; çünkü onu biz sana tekrar geri vereceğiz ve onu gönderilen (elçilerden) kılacağız’ diye vahyettik (bildirdik).

 

33/40. Muhammed, sizin erkeklerinizden hiç birinin babası değildir; ancak o, Allah’ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi bilendir.

 

Hz. Muhammedin oğlu tarihi rivayetlere göre İbrahim vardı. O daha küçük yaşta ölünce ölenlerdendi. Demek ki Kur’an’ın bahsetmediği anlaşılmaktadır. Son nebi ve resul peygamber olduktan sonra, onun ne annesinden ne de babasından söz edilmektedir.

 

Soru-3- Kur’an’da neden İsa’nın yaratılışı âdemin yaratılışı gibidir? Sözü ifade edilmektedir?

 

Cevap-3- 3/59. Şüphesiz, Allah katında İsa’nın durumu, Âdem’in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona ‘ol’ demesiyle o da hemen oluverdi.

 

Âdem kelimesi Kur’an’da iki farklı anlamda kullanılmıştır. Bunlardan birincisi peygamber olan âdemdir. Diğeri ise soy ağacı olan âdemdir. Bu âdemlerin her ikisine de ayetlerden örnekler verelim.

 

3/33. Gerçek şu ki, Allah, Âdem’i, Nuh’u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini âlemler üzerine seçti;

 

İsa’nın yaratılışı âdemin yaratılışı gibi ayetinde bahsedilen peygamber olan âdem değildir. Hem peygamber olan Âdem olup olmadığı tartışılır bir konudur. Genelde İlk insan ve ilk peygamberin Âdem peygamber olduğu zannedilmektedir. Bir kişinin yaratılır yaratılmaz peygamber olması Allah’ın sünnetine terstir. Bir insanın peygamber olabilmesi için toplum içerisindeki olumsuzluklardan rahatsız olup o rahatsızlıkların çözümü için gece gündüz tefekkür ederek çaba ve performans gösterdikten sonra ona Allah vahiy ederek sorunların çözümü konusunda vahiylerle bildirerek çözdüğü görülmektedir.

 

Bir de şu gerçek var, kendi anlayışlarına göre, eğer İsa’nın yaratılışı âdemin yaratılışı gibidir sözünden Âdem ilk yaratılan insan ilk peygamberse O zaman onun ne anası ne babası var demektir. Ama İsa eğer babasız yaratılmışsa İsa’nın anası var babası da yoksa bu ne biçim anlayış ki babasız ve anasız olan birini biri birinin aynısı olarak benzetilmektedir.

 

Âdem kelimesinin ikinci anlamı ise, Soy ağacı olan âdemdir. Bu âdemler peygamber olan âdemden farklıdır.

 

20/115. Andolsun, biz bundan önce Âdem’e ahid vermiştik, fakat o, unuttu. Biz onda bir kararlılık bulmadık.

 

Ayette Bahsedilen Âdem peygamber olmayan ve yaratılışta vermiş olduğu “Rabbim Allah’tır” sözünden cayarak dünya hayatını tabu haline getirip Allah’tan başkalarını ilah ve rab edinen Âdemdir. Bu Âdemler içerisinden zaten peygamber olan âdem ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. İşte Bizim aradığımız ayette geçen “İsa’nın yaratılışı Ademin yaratılışı gibidir” bölümünden ademler ilk yaratılıştan itibaren devam ede gelen süreçte bir anadan bir babadan yaratılmışsa İsa da bir anadan bir babadan yaratılmıştır.. Mesajı verilmektedir.

 

Kur’an’da geçen bir kelimenin farklı anlaşılması bile, Kur’an anlayışına fesat getirmektedir. Eğer İsa’nın yaratılışı Âdemin yaratılışı gibiyse, kendisinden önce yaratılmış olan âdemler bir anadan bir babadan meydana gelmişler demektir. Kendisinden önce yaratılmış olan âdemlerin bir anası bir babası yoksa İsa’nın da Anası babası yok demektir. Söylediklerimizi doğrulayan bir ayet daha vermek istiyorum.

 

30/30. Öyleyse sen yüzünü Allah’ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah’ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah’ın yaratışı için hiç bir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler.

Ayette geçen şu ifade, “Allah’ın yaratışı için hiç bir değiştirme yoktur.” Eğer insanlar ilk yaratılıştan sonra hep anasız babasız yaratılmaya devam ediyorlarsa İsa da anasız babasız yaratılmıştır. Eğer insanlar ilk yaratılıştan sonra hep analı babalı olarak yaratılıp devan etmişlerse İsa da anası babası var demektir. Şu ayet de insanlar kimin kimle evleneceği konusunda helal olanları haram olanları net bir şekilde ortaya koymaktadır. Eğer insanlar söylenilen gibi bir tek âdemden türemiş olsalardı kardeş evliliği ile çoğalırlardı. Bu da aklını kullanan insanlar için kirli bir çoğalma şekli olurdu. Bu anlayış Kur’an’ın ortaya koyduğu verilerle uyumlu olmazdı.

 

4/23. Sizlere anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerin kızları, kız kardeşlerin kızları, sizi emziren (süt) anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, kadınlarınızın anneleri ve kendileriyle (gerdeğe) girdiğiniz kadınlarınızdan olup koruyuculuğunuz altında bulunan üvey kızlarınız -onlarla gerdeğe girmemişseniz, size bir sakınca yoktur-, sizin sülbünüzden olan oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi bir araya getirdiğiniz (evlilik) haram kılındı. Ancak (cahiliyede) geçen geçmiştir. Şüphesiz, Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.

Allah bir tek âdem ve bir tek Havva yaratacağına birçok Âdem ve birçok hava yaratabilirdi. Ve öyle de olmuştur. Şu ayetler de öyle olduğunu anlatmaktadır.

 

71/17. ‘Allah, sizi yerden bir bitki (gibi) bitirdi.’

 

49/13. Ey insanlar, gerçekten, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve ‘birbirinizi tanımanız ve tanışmanız’ için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk, renk, soy ve servetçe değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, haber alandır.

 

Ayetler de göstermektedir ki, Allah insanları yaratırken bir erkek prototip cinsten birçok erkek yaratıp, aynı prototipten birçok kadın yaratıp çoğalma şeklini bu kurala bağlamıştır. Bir başka ifadeyle Allah bir erkek formatı, bir de dişi formatı yaratarak, renkleri, dilleri kan gurupları farklılıkları ile birçok erkek ve birçok kadın yaratılıp evlenip çoğalarak geldiği anlatılmaktadır.

 

Soru- 4- Meryem çift cinsiyetli mi yaratılmış dersiniz?

 

3/37. Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi. Zekeriya’yı ondan sorumlu kıldı. Zekeriya her ne zaman mihraba girdiyse, yanında bir yiyecek buldu: ‘Meryem, bu sana nereden geldi?’ deyince, ‘Bu, Allah katındandır. Şüphesiz Allah, dilediğine hesapsız rızık verendir’ dedi.

Cevap- 4-“ Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi.”

 

Bazı Kur’an okuyucu kardeşlerimiz İsa’nın babasız yaratılmış olduğu inancını doğrulamak için, ayetin bu bölümünden bitkilerde eşeysel üreme var Meryem de böyle bir üreme şekli ile çocuk doğurmuş olabilir anlayışındadırlar. Oysa Kur’an’a göre bitkiler birer melektir. Melekler kesinlikle kendilerine verilen görev dışına çıkamazlar. Ama insanlar ergenlik yaşına geldiği zaman iki teklif sunucu melek yüklenmektedir. Bunlarda birisi iblis, diğeri takvadır. İblis insanlara yaratılışta vermiş olduğu “Rabbim Allah’tır sözünden caymayı teklif sunmaktadır. Takva meleği ise insana yaratılışta vermiş olduğu sözüne sadakat göstermeyi teklif sunmaktadır. İşte Meryem İblisin tekliflerine karşı kendisini korudu ve yaratılışta verdiği sözden caymadan melek özelliğini bozmadı, mesajı verilmektedir. Bildiğiniz gibi bitkiler de birer meletirler.

 

Bir başka ifadeyle, İblis İnsanlara inkâra isyana haram yiyiciliğe adam öldürmeye davet eden bir melektir. İşte Meryem anne ve babasından almış olduğu terbiye ile iblisin tekliflerine asla kulak asmamış, sürekli Rabbini tespih edip takdis etmiştir. Melekler kesinlikle Allah’ın onlara kodladığı bilginin dışına çıkamaz Allah ne emretmişse onu yerine getirirler.

 

3/ 124. Sen müminlere: ‘Rabbinizin size meleklerden indirilmiş üç bin kişiyle yardım-iletmesi size yetmez mi?’ diyordun.

3/125. Evet, eğer sabrederseniz, sakınırsanız ve onlar da aniden üstünüze çullanıverirlerse, Rabbiniz size meleklerden nişanlı beş bin kişiyle yardım ulaştıracaktır.

 

Ayette geçen beş bin kişi, yaratılışta verdiği sözünde duran Meryem gibi bitki gibi yetiştirilen aynı zamanda iblisin tekliflerine asla boyun eğmeyen insan anlamında kullanılmıştır.

 

Sonuç olarak bu ayet ve açıklamalardan sonra, İsa asla babasız değildir. Onun babası Zekeriya peygamberdir. Kur’an’da Zekeriya peygamberin iki eşi vardı. Birisinden Yahya isimli bir oğlu oldu. İkincisi ise Meryem’di. Ondan da İsa isimli bir oğlu oldu.

 

19/7- Allah buyurdu:) ‘Ey Zekeriya, şüphesiz biz seni, adı Yahya olan bir çocukla müjdelemekteyiz; biz bundan önce ona hiç bir adaş kılmamışız.’

 

6/90- Onun duasına icabet ettik, kendisine Yahya’yı armağan ettik, eşini de doğurmaya elverişli kıldık. Gerçekten onlar hayırlarda yarışırlardı, umarak ve korkarak bize dua ederlerdi. Bize derin saygı gösterirlerdi.

 

6/85- Zekeriya’yı, Yahya’yı, İsa’yı ve İlyas’ı da (hidayete eriştirdik.) Onların hepsi salihlerdendir.

 

Bu ayetler de gösteriyor ki, Hz. Zekeriya tabiri caizse, Allah’tan bir göz istedi. Allah da ona iki göz verdi. Zekeriya bir erkek çocuk istedi Allah ona Yahya’yı verdi. Bu da yetmedi Meryem’le, evlendirdi. Arkasından bir de kendi misyonunu sürdürecek İsa’yı verdi. İsa da ne yazık ki anne karnında iken Hz. Zekeriya peygamber öldü. İşte size Kur’an’da anlatılmak istenen İsa Meryem Zekeriya ve Yahya kıssası böyle anlatılmaktadır. En doğrusunu Allah bilir.

 

19/22. Böylelikle ona gebe kaldı, sonra onunla ıssız bir yere çekildi.

19/23. Derken doğum sancısı onu bir hurma dalına sürükledi. Dedi ki: ‘Keşke bundan önce ölseydim de, hafızalardan silinip unutulsaydım.’

 

Meryem İsa’ya hamile kaldığında kocası olan Zekeriya peygamberin öldüğü anlaşılmaktadır. Bu durum da onu bir taraftan ekonomik sıkıntılar, bir taraftan doğum sancıları öyle zor duruma sokmuş olacak ki,  onu şöyle bir ifade kullanmaya itmişti. “’Keşke bundan önce ölseydim de, hafızalardan silinip unutulsaydım” Meryem’in bu sözünden de anlaşılıyor ki, Meryem bir peygamber değildir.

 

19/24. Altından (bir ses) ona seslendi: ‘Hüzne kapılma, Rabbin senin altında bir ark kılmıştır.’

Meryem’e gelen bu fısıltı bu ses peygamberlere gelen vahiy gibi gelen bir ilham değildir. Ona hayattaki zorlukların üstesinden nasıl geleceğini kendi öz içerisinden gelen takva sesidir. Bu sadece Meryem’e değil, düşünen aklını kullanan tefekkür eden bütün insanlara da gelmektedir. Bir ayetle belgelemeye çalışalım.

 

16/2. Kullarından dilediklerine, melekleri emrinden ruh ile indirir: “Benden başka ilah yoktur, şu halde benden korkup-sakının, diye uyarın.’

Meryem’i Hurma dalına sürükleyen onun açlık ve ihtiyaçtan kaynaklanan bir olaydı. Yine Kur’an’da benzeşen ayetlerden örnek vererek onun ne anlama geldiğini anlamaya çalışalım.

38/ 41. Kulumuz Eyyub’u da hatırla. Hani o: ‘Herhalde şeytan, bana kahredici bir acı ve azab dokundurdu’ diye Rabbine seslenmişti.

38/42. ‘Ayağını depret. İşte yıkanacak ve içecek soğuk (su, diye vahyettik.).
Ayetlerde ayakları yere vurmayla yıkanacak ve içilecek su fışkırmaz. Ayette mecazi bir anlatım sanatı vardır. Eğer sen insanlara doğru yolu göstermek istiyorsan Allah’ın göndermiş olduğu vahiy yasaları üzerinde çalış çabala ve Sana Allah ilahi mesajı aktarsın sen de bunları kavmine anlat. Eğer evde çor çocuğun açsa evren yasalarına uygun olarak çabala gayretini göster ki sana Allah dünya hayatında yiyecek içecek rızık versin.

38/43. Katımızdan ona bir rahmet ve temiz akıl sahiplerine bir öğüt olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir benzerini de bağışladık.

Hurma dalını silkeleme, ayağını depretme ifadeleri hiçbir zaman çalışmadan çabalamadan rızık gelmeyeceğini anlatan ifadelerdir.

19/25. Hurma dalını kendine doğru salla, üzerine henüz oluşmuş-taze hurma dökülüversin.’

Meryem kendisine gelen ilhamla sükûn bulmakta hayatını sabır ve sükûn içerisinde sürdürmekte olduğu anlatılmaktadır.

19/26. Artık, ye, iç; gözün aydın olsun. Eğer herhangi bir beşer görecek olursan, de ki: ‘Ben Rahman (olan Allah) a oruç adadım, bugün hiç kimseyle konuşmayacağım.’

Ayette Meryem’in doğumu zor şartlar altında gerçekleştirilmiş olup yıllarca Allah’ın gönderdiği peygamberleri kitapları tasdik ederek yaşamıştı. Ama kavmi onu yalanlamış, hakkında bühtanlar uydurup Meryem’in gittiği yolu kabul etmemişlerdi. Artık İsa gibi Allah’tan gönderilmiş bir peygamber Yalnız kalan annesini doğrulamış olarak halkın karşısına beraber çıkmışlardır. Ayette geçen şu ifade İslam toplumları tarafından yanlış anlaşılmaktadır.” Eğer herhangi bir beşer görecek olursan, de ki: ‘Ben Rahman (olan Allah) a oruç adadım”

Kur’an’da oruç kelimesi iki farklı anlamda kullanılmıştır. Birisi bu ayette geçen hakkın hakikatin ortaya konulup da kabul edilmeyen sözlerin belirli bir zaman dilimi içerisinde belge gelinceye kadar susup beklemek demektir. Orucun ikinci anlamı ise seher vaktinden akşama kadar yemeden içmeden cinsellik her türlü kötülüklerden uzak kalınıp o süreç içerisinde günü tamamlamaktır.

Bazıları Ramazan orucu ile susma orucunu karıştırıp insanları yanıltmaya çalışmaktadırlar. Yine her iki oruca Kur’an’dan örnek vererek farklılığı ortaya koymaya çalışalım.

2/ 187. Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. Onlar, sizin örtüleriniz, siz de onlara örtüsünüz. Allah, gerçekten sizin, nefislerinize ihanet ettiğinizi (güvenmediğinizi) bildi, tevbenizi kabul etti ve sizi bağışladı. Artık onlara yaklaşın ve Allah’ın sizin için yazdıklarını dileyin. Fecir vakti, sizce beyaz iplik siyah iplikten ayırt edilinceye kadar yiyin, için, sonra geceye kadar orucu tamamlayın. Mescidlerde itikafta olduğunuz zamanlarda onlara (kadınlarınıza) yaklaşmayın. Bunlar, Allah’ın sınırlarıdır, (sakın) onlara yanaşmayın. İşte Allah, insanlara ayetlerini böylece açıklar; umulur ki sakınırlar.

Kur’an’da geçen bu oruç şekli yemeden içmeden cinsellikten bir tam gün içerisinde, seher vaktinden yani beyaz iplik siyah iplikten ayırt edilinceye kadar yemek içmek cinselliğin helal olduğu bir konumdan başlayan yasak, geceye yani gündüzün bitişine kadar tutulan oruçtur. Sağlık durumu yerinde olan ve ergenlik yaşına gelmiş kadın erkek ayırt edilmeden her insan için tutulması ramazan ayında farz olan bir oruçtur. Eğer sağlık durumu yerinde değilse tutamadığı her gün için mali durumu iyi ise fidye vermesi gerekmektedir. Yine bunu da belgeleyen bir ayet daha aktaralım.

184/ 184. (Oruç) Sayılı günlerdir. Artık sizden kim hasta ya da yolculukta olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde (tutsun). Zor dayanabilenlerin üzerinde bir yoksulu doyuracak kadar fidye (vardır). Kim gönülden bir hayır yaparsa bu da kendisi için hayırlıdır. Oruç tutmanız, -eğer bilirseniz sizin için daha hayırlıdır.

Kur’an’da geçen sadece ramazan orucu değil aynı zamanda yapılan bazı suçların cezası olan oruç şekilleri de bulunmaktadır. Eğer bu orucu konuşmama orucu veya susma orucu ile karıştırırsak bu ayetlerde geçen orucu oturtacak bir yer bulamayız. Dilerseniz bunlardan bir tanesine örnek verelim.

4/ 92. Bir mümine, -hata sonucu olması dışında bir başka mümini öldürmesi yakışmaz. Kim bir mümini ‘hata sonucu’ öldürürse, mümin bir köleyi özgürlüğüne kavuşturması ve ailesine teslim edilecek bir diyeti vermesi gerekir. Onların (bunu) sadaka olarak bağışlamaları başka. Eğer o, mümin olduğu halde size düşman olan bir topluluktan ise, bu durumda mümin bir köleyi özgürlüğe kavuşturması gerekir. Şayet kendileriyle aranızda antlaşma olan bir topluluktan ise, bu durumda ailesine bir diyet ödemek ve bir mümin köleyi özgürlüğe kavuşturmak gerekir. (Diyet ve köle özgürlüğü için gereken imkanı) Bulamayan ise, kesintisiz olarak iki ay oruç tutmalıdır. Bu, Allah’tan bir tevbedir. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

 Ramazan Orucu vermiş olduğum ayet örneklerinden anlaşıldığı gibi yemeden içmeden ve cinsellikten uzak kalınarak Ramazan ayında her Müslüman erkek ve kadına farz olduğu bir gerçektir. Böyle bir insanları disiplin altına alan bir ibadet şeklini yok saymak her halde iyi bir niyetin olmadığı anlamına gelmektedir. Şimdi gelelim yine susma orucu ile ilgili birkaç ayet örneği daha vermeye çalışalım.

3/ 39. O mihrapta namaz kılarken, melekler ona seslendi: ‘Allah, sana Yahya’yı müjdeler. O, Allah’tan olan bir kelimeyi (İsa’yı) doğrulayan, efendi, iffetli ve Salihlerden bir peygamberdir.’

3/40. Dedi ki: ‘Rabbim, bana gerçekten ihtiyarlık ulaşmışken ve karım da kısırken nasıl bir oğlum olabilir?’ ‘(Bu) Böyledir’ dedi, ‘Allah dilediğini yapar.’

3/41. (Zekeriya) ‘Rabbim, bana bir alamet (ayet) ver.’ dedi. ‘Sana alamet, işaretleşme dışında, insanlarla üç gün konuşmamandır. Rabbini çokça zikret ve akşam sabah O’nu tesbih et.’ dedi.

Ayette geçen şu ifade, “dedi. ‘Sana alamet, işaretleşme dışında, insanlarla üç gün konuşmamandır.” Aynen Meryem’in beşer görürse oruç adadım ifadesiyle bire bir aynıdır. Yani Zekeriya ve Meryem’in yoldan çıkmış olan toplumlara söz söyleme dil ile anlatmanın artık fayda vermeyeceğini Yahya ve İsa’nın Peygamber oluşu ile o toplumun karşısına Allah’tan almış oldukları vahyi bilgilerle Zekeriya ve Meryem’in söyledikleri sözleri doğrulayan ve tasdik eden iki elçi gelince sizlerin söylediklerinizin doğru olduğuna inanan insanlar olacaktır. Mesajı verilmektedir.

19/27. Böylece onu taşıyarak kavmine geldi. Dediler ki: ‘Ey Meryem, sen gerçekten şaşırtıcı bir şey yaptın.’

Aslında kavminin karşısına çocuğu ile gelen bebek bildiğimiz beşikte oturamayan emekleyen bebek değil, adı sanı duyulmamış belirli bir zaman dilimi içerisinde nebi ve resul olan bir peygamber kimliği ile yalanlayan toplumun karşısına gelmişlerdir.******

19/28. ‘Ey Harun’un kız kardeşi, senin baban kötü bir kişi değildi ve annen de azgın, utanmaz (bir kadın) değildi.’

Ayette geçen konuşma şeklinden kavminin Harun gibi Musa peygamberin yanında durmuş ona destek olmuş Musa’nın kardeşi olan Harun’dan bahsedilmesi onların ehli kitap bir toplum olduğu anlaşılmaktadır. Olay geçtiği zaman ile Musa ve Harun arasında yaklaşık bin üç yüz yıl bir zaman geçtiği tahmin edilmektedir. Ehli kitap ifadesi kullanırken Kitaplara bağlı anlamında değil, Kitaba karşı tevhit akidesinden uzaklaşarak zan ve tahminle din uyduranlar olduğunu anlatmak istiyorum.

19/29. Bunun üzerine ona (çocuğa) işaret etti. Dediler ki: ‘Henüz beşikte olan bir çocukla biz nasıl konuşabiliriz?’

Daha önce Meryem hakkında dedi kodu eden Meryem’in anlattığı din anlayışından uzak olan kavminin karşısında Meryem’in belirli bir zaman dilimi içerisinde susması ve oruç adadığını söylemesi Meryem cevap verse yine anlamayacaklarını ima etmektedir. Artık belge geldi ve konuşma hakkını bebeğe verdiğini işaret etmektedir.

19/30. (İsa) Dedi ki: ‘Şüphesiz ben Allah’ın kuluyum. (Allah) Bana Kitabı verdi ve beni peygamber kıldı.’

Bu ifadeler Kur’an anlatışına göre İsa’nın bir bebek olmadığını İsa’nın yaşı en az yirmi beş otuz yaşları arasında olduğu tahmin edilmektedir. İnsanların yol tercihini Allah ergenlik yaşına gelmesi ile belirlendiğini bildirirken, ayette geçen beşikteki bir çocukla biz nasıl konuşabiliriz sorusu karşılık bulamazdı.

2/220-)Hem dünya (konusun)da, hem ahiret (konusunda). Ve sana yetimleri sorarlar. De ki: ‘Onları ıslah etmek (yararlı kılmak) hayırlıdır. Eğer onları aranıza katarsanız, artık onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah bozgun (fesat) çıkaranı ıslah ediciden bilir (ayırt eder). Eğer Allah dileseydi size güçlük çıkarırdı. Şüphesiz Allah güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.’

 

Bu da gösteri yor ki, Âdemin cennetten çıkışı ve ona iblis ve takva melekleri yüklendiği zaman ancak, emanet sorumluluk bilincine ulaşması ile mümkün olmaktadır. Bu dönem içerisinde olgunlaşacak göklerin ve yerin melekûtu hakkında bilgilere ulaşacak ki Allah İsa’yı peygamber seçsin. Yoksa beşikteki çocuk peygamber olamaz Allah da ona kitap ve hikmet vermez. Bu Allah’ın öteden beri süre gelen sünnetine aykırıdır.

 

19/31. ‘Nerede olursam (olayım,) beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe, bana namazı ve zekâtı vasiyet (emr) etti.’

Evet, Allah İsa hakkında Allah’ın kelimesi ve Allah’tan bir ruh diye bahsederek, Allah ne emretmişse onu söyler ve onun emri dışına çıkmaz. Her peygamberde olduğu gibi İsa’nın Allah ile bir sözleşmesi vardı.

4/ 171. Ey Kitap Ehli, dininiz konusunda taşkınlık etmeyin, Allah’a karşı gerçek olandan başkasını söylemeyin. Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allah’ın elçisi ve kelimesidir. Onu (‘OL’ kelimesini) Meryem’e yöneltmiştir ve O’ndan bir ruhtur. Öyleyse Allah’a ve elçisine inanınız; ‘üçtür’ demeyiniz. (Bundan) kaçının, sizin için hayırlıdır. Allah, ancak bir tek ilahtır. O, çocuk sahibi olmaktan yücedir. Göklerde ve yerde her ne varsa onundur. Vekil olarak Allah yeter.

19/32. ‘Anneme itaati de. Ve beni mutsuz bir zorba kılmadı.’

31/14. Biz insana anne ve babasını (onlara iyilikle davranmayı) tavsiye ettik. Annesi onu, zorluk üstüne zorlukla (karnında) taşımıştır. Onun (sütten) ayrılması, iki yıl içindedir. ‘Hem bana, hem anne ve babana şükret, dönüş yalnız banadır.’

31/15. Bununla birlikte, onların ikisi (annen ve baban) hakkında bilgin olmayan şeyi bana şirk koşman için, sana karşı çaba harcayacak olurlarsa, bu durumda onlara itaat etme ve dünya (hayatın) da onlara iyilikle (ma’ruf üzere) sahiplen (onlarla geçin) ve bana ‘gönülden-katıksız olarak yönelenin’ yoluna tabi ol. Sonra dönüşünüz yalnızca banadır, böylece ben de size yaptıklarınızı haber vereceğim.

19/33. ‘Selam üzerimedir; doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağım gün de.’

İnsanlık tarihinin başlangıcından bu tarafa, binlerce peygamber gelip geçtiği halde İçlerinden bir tanesi bile Allah ile sözleşmelerini bozmamışlardır. Allah elbette peygamber de olsa eğer inkâr edenlere uyup da şirk koşacak olsaydı onlara da Allah elbette azap ederdi.

17/73. Onlar neredeyse, sana vahyettiğimizden başkasını bize karşı düzüp uydurman için seni fitneye düşüreceklerdi; o zaman seni dost edineceklerdi.

17/74. Eğer biz seni sağlamlaştırmasaydık, andolsun, onlara az bir şey (de olsa) eğilim gösterecektin.

17/75. Bu durumda, biz sana, hayatında kat kat, ölümün de kat kat (acısını) tattırırdık; sonra bize karşı bir yardımcı bulamazdın.

Allah bir peygamber hakkında ne söylemişse diğer peygamberler içerisinde de onu söylemiş demektir. Allah asla peygamber ayırımı yapmayın diye bizlere öğüt vermektedir.

2/136. Deyin ki: ‘Biz Allah’a; bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilene, Musa ve İsa’ya verilen ile peygamberlere Rabbinden verilene iman ettik. Onlardan hiç birini diğerlerinden ayırt etmeyiz ve biz O’na teslim olmuşlarız.’

İnsanlık tarihinin başlangıcından bu tarafa Allah’ın göndermiş olduğu dinin adı İslam teslim olanların adı da Müslümandır. Allah İslam’ın dışında bir din göndermemiştir. İslam’ın dışında olan dinler, insan tarafından zan ve tahminle belgesi delili olmayan uydurulmuş dinlerdir.

5/48. Sana da (Ey Muhammed,) önündeki kitap(lar)ı doğrulayıcı ve ona ‘bir şahid-gözetleyici’ olarak Kitab’ı (Kur’an’ı) indirdik. Öyleyse aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp onların heva (istek ve tutku)larına uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol-yöntem kıldık. Eğer Allah dileseydi, sizi bir tek ümmet kılardı; ancak (bu,) verdikleriyle sizi denemesi içindir. Artık hayırlarda yarışınız. Tümünüzün dönüşü Allah’adır. Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir.

19/34. İşte Meryem oğlu İsa; hakkında kuşkuya düştükleri ‘Hak Söz’.

19/35. Allah’ın çocuk edinmesi olacak şey değil. O yücedir. Bir işin olmasına karar verirse, ancak ona: ‘Ol’ der, o da hemen oluverir.

İsa hakkında bilen de bilmeyen de olur olmaz yorumlar yaparak insanları Kur’an anlayışından dışarı çıkarak, saptırmışlardır. Bazıları çıkıp, İsa Allah’ın oğludur demiş. Bazıları çıkıp, İsa ölmedi o göğe yükseltildi. Yeryüzüne kıyametin kopuşuna yakın bir zamanda gelecek kırk yıl peygamberlik yapacak demişlerdir. Bu anlayışların hepsi, Kur’an’ın hikmet ve mantık anlatışına terstir. Bazıları çıkmış İsa babasızdır demişler. Kur’an İsa hakkında ileri geri konuşulup belge ve delile dayanmayan sözleri yalanlamakta ve doğru olanları vahiylerle net bir şekilde ortaya koymaktadır.

9/30. Yahudiler: ‘Üzeyir Allah’ın oğludur’ dediler; Hristiyanlar da: ‘Mesih Allah’ın oğludur’ dediler. Bu, onların ağızlarıyla söylemeleridir; onlar, bundan önceki inkâr edenlerin sözlerini taklit ediyorlar. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar?

İsa, diğer insanlar ilk yaratılıştan sonra bir damla sudan daha sonra ana rahminde bir erkeğin sperm ile kadının yumurtaları rahminde alaka kurması ile yaratılmıştır. Allah’ın eşi yok ki İsa Allah’ın oğlu olsun.

6/101. Gökleri ve yeri bir örnek (model) edinmeksizin yaratandır. O’nun nasıl bir çocuğu olabilir? O’nun bir eşi (zevcesi) yoktur. O, her şeyi yaratmıştır. O, her şeyi bilendir.

19/36. Gerçek şu ki, Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O’na kulluk edin. Dosdoğru yol budur.

Gökleri ve yeri yaratan Allah’tır. Bütün nebi ve resullerin sözleri şu olmuştur. “Allah benim de Rabbim sizin de rabbinizdir.” Öyleyse Kulluk ve ibadet yaratan varken yaratılana yapılamaz.

19/37. İçlerinden (birtakım) gruplar ayrılığa düştüler. Artık büyük azap gününü gördüklerinde vay inkâr edenlerin o haline.

Kur’an itilaf ve ayrılığa düştüler ifadesini hep yaratılışta verdiği “Rabbim Allah’tır” sözüne muhalefet eden insanlar için kullanmıştır. Eğer insanlar yaratılışına uygun olarak hareket etmiş olsalardı kesinlikle yeryüzünde bulunan bütün insanlar tek bir ümmet tek bir şeriat içerisinde olurlardı.

8/53. Nedeni şu: Bir kavim (toplum), kendinde olanı değiştirinceye kadar Allah, ona nimet olarak bağışladığını değiştirici değildir. Allah şüphesiz işitendir, bilendir.

Allah’ın insanlara nimet olarak bağışladığı “Rabbim Allah’tır” sözüne bağlı olarak yaratılmış olmasıdır. Kendisine emanet ve sorumluluk yüklenmiş olan insanların hayat sürdüğü müddetçe tertemiz kalarak ahdini bozmamasıdır. Ahdini bozmadan kendisine verilen ömür süresi içinde kendisine yüklenen emanet ve sorumluluğa ihanet etmeden yaşamasıdır. Allah katında değere tabi tutulan insanlar bu tip insanlardır. Allah onları ahiret hayatında cennetle mükâfatlandıracağını vaad etmektedir.  Ahdini bozup yeryüzünde, bozgunculuk yapan ekini ve nesli yok eden insanları ahiret hayatında cehennemle cezalandıracağını vaad etmektedir. Bu Allah’ın kesin olan bir vaadidir. Allah vaadinden asla geri dönmez.

19/38. Bize gelecekleri gün, neler işitecekler, neler görecekler. Ama bugün o zalimler apaçık bir sapıklık içindedirler.

Ayette ahdini bozup zulmeden insanların ahiret hayatında başlarına neler gelip gelmeyeceği konusu hakkında uyarı vermektedir.

19/39. İş(in) hükme bağlanıp biteceği, hasret gününe karşı onları uyar; onlar bir gaflet içindedirler ve onlar inanmıyorlar.

Allah, yaratmış olduğu her insanın öz yapısına yapmış olduğu her kötü davranışın yanlış olduğunu yanlış diye uyaran toplum dilinde vidan psikoloji dilinde üst ben Kur’an dilinde takva olan sesle insan uyarılmaktadır.  Bu da yetmedi İnsanlar içerisinden kendisinin eğitip düzelttiği insanlardan resuller göndererek, insanın yapmış olduğu yanlışları tek tek bildirerek uyarmaktadır.

Allah dünya hayatında öyle bir sistem öyle bir düzen yerleştirmiş ki, her insan yaratılışta verdiği söze uyup uymadığı konusunda yeterli bilgiye sahiptir. İnsanın ağzından çıkan bir iman sözü ve iman etmenin şartlarına uygun olarak yaşamı onu ebedi cennete götürmektedir. İnsanın ağzından çıkan bir inkâr sözü ve inkâra uygun olan davranışları da onu ebedi cehennem azabına sürüklemektedir.

Her kim iman eder ve imanının gereği yaşamak isterse Allah onun yolunu kolaylaştırmaktadır. Her kim İnkâr eder zulüm yaparsa Allah onun da yollunu süslü göstererek kolaylaştırmaktadır. Leyl suresinde geçen şu ayetler de bu olayı çok güzel biçimde ortaya koymaktadır.

92/5. Fakat kim verir ve korkup-sakınırsa,
92/6. Ve en güzel olanı doğrularsa,
92/7. Biz de onu kolay olan için başarılı kılacağız.
92/8. Kim de cimrilik eder, kendini müstağni görürse,
92/9. Ve en güzel olanı yalan sayarsa,
92/10. Biz de ona en zorlu olanı (azaba uğramasını) kolaylaştıracağız.

19/40. Elbette, yeryüzüne ve üzerindekilere biz varis olacağız ve onlar bize döndürülecekler.

Allah göklerin ve yerin sahibidir. Dünya hayatını belirli bir zaman dilimi içerisinde tabiri caizse emanet ve sorumluluğu insanlara bırakmıştır. Allah hem din gününün malikidir. Allah hem de dünya hayatının malikidir. Ama Allah dünya hayatında insanların karar verdikleri yönde özgürce yaşamasına imkân tanımaktadır. Şu bir gerçek ki Biz Allah’tan geldik tekrar Allah’a rücu edeceğiz. Hani derler ya tilkinin dönüp dolaşacağı yer kürkçü dükkânıdır. İnsanların da dönüp dolaşacakları yer de Ahiret hayatında Allah’ın huzurunda toplanacaklardır. Ak koyun kara koyun orada net bir şekilde belli olacaktır.

19/41. Kitap’ta İbrahim’i de zikret. Gerçekten o, doğruyu-söyleyen bir peygamberdi.

Kur’an içerisinde geçen her peygamberin kıssası farklı bir serüvenle karşımıza çıkılmaktadır.  İbrahim müşrik bir toplum içerisinde, hiçbir peygamber eğitimi görmeden Allah’ın kendisine yüklemiş olduğu yetenekle gökleri ve yeri yaratan Allah’ı bulmuştur. Kur’an böyle bir örnek vermekle insan hangi toplum içerisinde olursa olsun veya doğarsa doğsun tevhit akidesine ulaşabileceği konusunda mesaj vermektedir.

19/42. Hani babasına demişti: ‘Babacığım, işitmeyen, görmeyen ve seni herhangi bir şeyden bağımsızlaştırmayan şeylere niye tapıyorsun?
İbrahim, kendisine peygamberlik gelmeden o toplum içerisinde yaşayıp kendi öz yapısında var olan takva sesi ile gökleri ve yâri yaratan Allah’ı bulup Allah da onu peygamber seçmişti.  İbrahim ayette de belirtildiği gibi ilk tebliğini babasına yapmaktadır. Babası da oğlunu tehdit ederek, İbrahim’in kendi elleri ile yapım tapmış olduğu putları eleştirmesine tahammül gösteremeyip, İbrahim’i huzurundan kovmuştu.

19/44. ‘Babacığım, şeytana kulluk etme, kuşkusuz şeytan, Rahman (olan Allah)a başkaldırandır.’

İbrahim peygamber insanları, yaratan rızık veren öldürüp diriltecek sonra hesaba çekecek olan, Allah olduğu halde neden dünya hayatında ölmek istemediği halde, kendi ölümünü engelleyemeyen insanlara ibadet kulluk yaptığını sormaktadır. Şeytan toplumların önde gelen insanların iblisin tekliflerini ilke haline getirip geriye dönüşü mümkün olmayan insanlara verilen bir sıfattır. Şeytan asla insanları hayra ulaştırmaz. İbrahim de babasına bu mesajı vermek istemektedir.

2/14-İman edenlerle karşılaştıkları zaman: ‘İman ettik’ derler. Şeytanlarıyla baş başa kaldıklarında ise, derler ki: “Şüphesiz, sizinle beraberiz. Biz (onlarla sadece) alay ediyoruz.’

19/45. ‘Babacığım, gerçekten ben, sana Rahman tarafından bir azabın dokunacağından korkuyorum, o zaman şeytanın velisi olursun.’

İbrahim babası için, ahiret hayatında başına gelecek olan tehlikeler karşısında uyarması babasını etkilememiş. Üstelik inkârı iyice aramıştı. İbrahim ve babası için şu iki ayet Müslümanlar için örnek bir davranış teşkil etmektedir.

60/4-İbrahim ve onunla birlikte olanlarda sizin için güzel bir örnek vardır. Hani kendi kavimlerine demişlerdi ki: ‘Biz, sizlerden ve Allah’ın dışında taptıklarınızdan gerçekten uzağız. Sizi (artık) tanımayıp-inkâr ettik. Sizinle aramızda, Allah’a bir olarak iman edinceye kadar ebedi bir düşmanlık ve bir kin baş göstermiştir.’ Ancak İbrahim’in babasına: ‘Sana bağışlanma dileyeceğim, ama Allah’tan gelecek herhangi bir şeye karşı senin için gücüm yetmez.’ demesi hariç. ‘Ey Rabbimiz, biz sana tevekkül ettik ve ‘içten sana yöneldik.’ Dönüş sanadır.’

 

9/114-İbrahim’in babası için bağışlanma dilemesi, yalnızca ona verdiği bir söz dolayısıyla idi. Kendisine, onun gerçekten Allah’a düşman olduğu açıklanınca ondan uzaklaştı. Doğrusu İbrahim, çok duygulu, yumuşak huyluydu.

İbrahim’in babası ile arasında geçen konuşmalar her Müslüman için güzel bir örnektir.  Şu ayet de Müslüman olanlar için bir kılavuz olmaktadır.

9/24-De ki: ‘Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kar getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler, sizlere Allah’tan, O’nun Resul’ünden ve O’nun yolunda cihat etmekten daha sevimli ise, artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah, fasıklar topluluğuna hidayet vermez.

 

3/119-Sizler, işte böylesiniz; onları seversiniz, oysa onlar sizi sevmezler. Siz Kitabın tümüne inanırsınız, onlar sizinle karşılaştıklarında ‘inandık’ derler, kendi başlarına kaldıklarında ise, size olan kin ve öfkelerinden dolayı parmak uçlarını ısırırlar. De ki: ‘Kin ve öfkenizle ölün.’ Şüphesiz Allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir.

 

19/46. (Babası) Demişti ki: ‘İbrahim, sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer (bu tutumuna) bir son vermeyecek olursan, andolsun, seni taşa tutarım; uzun bir süre benden uzaklaş, (bir yerlere) git.’

19/47. (İbrahim:) ‘Selam üzerine olsun, senin için Rabbimden bağışlanma dileyeceğim, çünkü O, bana pek lütufkârdır’ dedi.

Dikkat ederseniz Meryem kırk altı ve kırk yedinci ayetlerde İbrahim ve babası arasında diyalog kesildiği halde İbrahim hala babası hakkında ümidini kesilmemiş Allah’tan bağışlanma konusunda ısrar etmektedir. Burada geçen bağışlama dilemesi, Ona sözlü ve fiili duayı birleştirerek Allah’ın emir ve yasaklarını her türlü yöntemlerle altından girip üstünde çıkarak tebliğ etmesi demektir. Yoksa Allah kişi kendisi istemedikçe, gelmiş geçmiş bütün peygamberler toplanıp bir araya gelseler ellerini havaya kaldırıp bağışlanma dilese Allah onu yine bağışlayacak değildir.

9/ 80. Sen, onlar için ister bağışlanma dile, istersen dileme. Onlar için yetmiş kere bağışlanma dilesen de, Allah onları kesinlikle bağışlamaz. Bu, gerçekten onların Allah’a ve elçisine (karşı) nankörlük etmeleri dolayısıyladır. Allah fasıklar topluluğuna hidayet vermez.

19/48. ‘Sizden ve Allah’tan başka taptıklarınızdan kopup-ayrılıyorum ve Rabbime dua ediyorum. Umulur ki, Rabbime dua etmekle mutsuz olmayacağım.’

İbrahim’de olduğu gibi, bütün peygamberler kavimlerine geldikleri zaman, önce kendilerinin Allah’tan gönderilmiş bir elçi olduğunu söylemektedirler. Ama süre gelen bir sünnet olarak toplumun önde gelen müstekbirler tarafından yalanlanıp diyalog yumuşakça başlamakta daha sonra da ağır ağır sertleşerek ileri boyutlara taşınmaktadır. Öyle duruma gelmekte ki iman eden varsa elçinin yanında saf tutmakta, inkâr edenler de elçiye karşı birleşerek saf tutmaktadırlar.

Eğer iman edenler az inkâr edenlerin sayısı çok olursa iman eden insanları yerinden yurdundan sürmekte ve öldürmektedirler. Bunlar hep Allah’ın süre gelen sünnetlerindendir. Eğer İman eden insanların sayısı çok olur ve onlar güç ve kuvvet haline gelirlerse orada İnkâr edenler kendi inkârlarını zulüm ve işkence haline getirmezlerse onların özgürce yaşamalarına süre tanınmaktadır.

9/ 1. (Bu,) Müşriklerden kendileriyle antlaşma imzaladıklarınıza Allah’tan ve Resul’ünden kesin bir uyarıdır.

9/2. Bundan böyle yeryüzünde (size tanınmış bir süre olarak) dört ay dolaşın. Ve bilin ki Allah’ı aciz bırakacak değilsiniz. Gerçekten Allah, inkâr edenleri hor ve aşağılık kılıcıdır.

Bu ayetler geniş bir yelpazede açıklanması gereken ayetlerdir. Ancak konumuzla ilgili olan yönü şudur. İnkâr edenler güç ve kuvvet sahibi olduklarında Müslüman olanları öldürüp yerinden yurdundan sürüp öldürmektedirler. Ama Müslüman olanlar iktidar sahibi olduklarında onlar zulümlerine son verir adam gibi kendi inkârları ile yaşarlarsa onlara esenlik getirmektedirler.

19/49. Böylelikle, onlardan ve Allah’tan başka taptıklarından kopup-ayrılınca ona İshak’ı ve (oğlu) Yakup’u armağan ettik ve her birini peygamber kıldık.
İnkâr edenler, İbrahim hakkında düşmanlıkları hat safhaya ulaşınca İbrahim’e Müslüman olan insan yok denecek kadar az olması veya hiç olmaması nedeniyle, İnkâr edenlere karşı, insanlardan destek gelmeyince onu ateşte yakıp öldürdüler.

21/ 68. Dediler ki: ‘Eğer (bir şey) yapacaksanız, onu yakın ve ilahlarınıza yardımda bulunun.’
21/69. Biz de dedik ki: ‘Ey ateş, İbrahim’e karşı soğuk ve esenlik ol.’
21/70. Ona bir düzen (tuzak) kurmak istediler, fakat biz onları daha çok hüsrana uğrayanlar kıldık.
21/71. Onu ve Lut’u kurtarıp içinde, âlemler (insanlık) için bereketler kıldığımız yere (ülkeye) çıkardık.
21/72. Ona İshak’ı armağan ettik, üstüne de Yakup’u; her birini Salihler kıldık.

Allah Öldürülen peygamberleri öldürdüler yaktılar astılar kestiler ifadesini bile kullanmaktan haşa imtina etmiştir. Çükü Allah yolunda öldürülen ya da ölenler Allah katında cennette rızıklanmaktadır. Onların yaktık öldürdük demeleri ile onlar helak olmuşlar, Ama öldürülen Müslümanlar cennette yaşamaktadır.

2/154- Ve sakın Allah yolunda öldürülenlere ‘ölüler’ demeyin; hayır onlar diridirler. Fakat siz bunun şuurunda değilsiniz.

19/50. Onlara rahmetimizden armağan(lar) bağışladık ve onlar için yüce bir doğruluk dili verdik.

19/51. Kitap’ta Musa’yı da zikret. Çünkü o, ihlasa erdirilmiş ve gönderilmiş (Resul) bir peygamberdi.

Meryem suresinde İbrahim peygamber kıssasından kesitler sunup anlattıktan sonra şimdide, Musa peygamber kıssasından alıntılar ortaya koymaktadır.

19/52. Ona, Tur’un sağ yanından seslendik ve onu (kendisiyle) gizlice söyleşmek için yakınlaştırdık.

Musa, peygamber olmadan önce Firavun ’un sarayında büyümüş çocukluk dönemini genel olarak Firavunun yanında geçirmiş biriydi. Ergenlik yaşına gelince hasbel kader bir adam öldürmüş ve bundan dolayı kavmini terk ederek Şuayip peygamberin kızlarının sürülerini sulamakta güçlük çektiklerini görünce onlara yardım ettiği anlatılmaktadır. Sadece bunula kalmayıp olayın gelişim süreci devam eden ayetlerde, şöyle anlatılmaktadır.

28/23. Medyen suyuna vardığı zaman, su almakta olan bir insan topluluğu buldu. Onların gerisinde de (hayvanları subaşına götürmekten çekinen) iki kadın buldu. Dedi ki: ‘Bu durumunuz ne?’ ‘Çobanlar sürülerini sulamadıkça, biz sürülerimizi sulayamayız; babamız, yaşı ilerlemiş bir ihtiyardır.’ dediler.

28/24. Hemencecik sürülerini suladı, sonra yine gölgeye çekilerek dedi ki: ‘Rabbim, doğrusu bana indirdiğin her hayra muhtacım.’

28/25. Çok geçmeden, o iki (kadın)dan biri, (utana utana) yürüyerek ona geldi. ‘Babam, bizim için sürüleri sulamana karşılık sana mükâfat vermek üzere seni davet etmektedir.’ dedi. Bunun üzerine ona gelip de olup bitenleri anlatınca o: ‘Korkma’ dedi. ‘Zalimler topluluğundan kurtulmuş oldun.’

28/26. O (kadın)lardan biri dedi ki: ‘Ey babacığım, onu ücretli olarak tut; çünkü ücretle tuttuklarının en hayırlısı gerçekten o kuvvetli, güvenilir (biri)dir.’
28/27. (Babaları) Dedi ki: ‘Doğrusu ben, sekiz yıl bana hizmet etmene karşılık olmak üzere, şu iki kızımdan birini sana nikâhlamak istiyorum; şayet on (yıl)a tamamlayacak olursan, artık o da senden. Ben sana zorluk çıkarmak istemem; beni de inşallah salih olanlardan bulacaksın.’

28/28. (Musa) Dedi ki: ‘Bu, benimle senin aranda olan (bir antlaşma)dır. Bu durumda iki süreden hangisini yerine getirirsem, artık bana karşı bir haksızlık söz konusu olamaz. Allah söylediklerimize vekildir.’

28/29. Böylelikle Musa, süreyi tamamlayıp ailesiyle birlikte yola koyulunca, Tur tarafında bir ateş gördü. Ailesine: ‘Durun, gerçekten bir ateş gördüm; umarım ondan ya bir haber ya da ısınmanız için bir kor parçası getiririm.’ dedi.

28/30. Derken oraya geldiğinde, o kutlu yerdeki vadinin sağ yanında olan bir ağaçtan: ‘Ey Musa, Âlemlerin Rabbi olan Allah benim;’ diye seslenildi.

19/53. Ona rahmetimizden kardeşi Harun’u da bir peygamber olarak armağan ettik.

Musa peygamber olduktan sonra kardeşi Harun ile birlikte Firavun ‘un karşısına korkmadan yaptıkları davranışların yanlış olduğunu eğilmeden bükülmeden doğru bir şekilde anlatarak orada ses getirmiştir. Kur’an’da kıssası en çok, son nebi ve resulden sonra çok kıssası anlatılanlardan biri Musa peygamberdir. Ama bu surede çok kısa zikredilerek anlatılmıştır. Ama Musa kıssası geçtikçe konuları detayına kadar anlatmaya devam edeceğim inşallah.

19/54. Kitap’ta İsmail’i de zikret. Çünkü o, vadinde doğruydu ve gönderilmiş (Resul) bir peygamberdi.

19/55. Halkına, namazı ve zekâtı emrediyordu ve o, Rabbi katında kendisinden razı olunandı.

İsmail Kur’an içerisinde Müşrik bir toplum içerisinde tek başına gökleri ve yeri yaratan Allah’ı bulup, Allah’ın nebi ve resul seçtiği bir babanın oğludur. Ne yazık ki, Allah yolunda Rabbim Allah’tır deyip dosdoğru yol tutturduğu için puta tapıcılar onu ateşte yakıp öldürmüşlerdir. İşte öyle bir peygamber oğlu olan İsmail’e babası İsmail ergenlik yaşına gelince şu soruyu sormuştu.

Oğlum bak inkâr edenler hep Müslümanım diyenleri öldürmekte ve yerinden yurdundan sürmektedir. Eğer sen ben Müslümanım dediğin için seni öldürecek olurlarsa, ahiret hayatında Allah seni ebedi olarak cennette ağırlayacaktır.  Yok, eğer sen Müslüman olmayı istemez isen onlar gibi inkâr eder ve onlardan olursan, belki belirli bir dönem süreci içerisinde yaşayacaksın. Ama sen dünya hayatında bir ecelin geldiği zaman öyle ya da böyle sonunda sen de öleceksin. Ama inkâr edişinden dolayı, ebedi cehennemi hak edeceksin. İbrahim oğluna bu iki tercihten birini seç teklifinde bulununca, oğlu İsmail Müslüman olmayı tercih etmişti. Mesajı verilmektedir. Kur’an’da geçen konular geçtikçe bunula ilgili konulara geniş geniş değinmeye çalışacağım inşallah.

19/56. Kitap’ta İdris’i de zikret. Çünkü o, doğru olan bir peygamberdi.
19/57. Biz onu yüce bir mekân (makam)a yükseltmiştik.

Kur’an’da İdris de gönderilmiş olan peygamberlerdendi. Müslüman olanlar için, Allah peygamber ayrımı yapmadığını bilinmesi gerekir. İnsanlık tarihinin başlangıcından bu tarafa binlerce peygamber gelip geçtiği halde, Kur’an’da peygamber olarak zikredilenler sayısı yirmi beş civarındadır. Bunun da sebebi Allah insanların destek vermesiyle kıssa oluşturan peygamberleri Kur’an’da zikretmiştir.

2/136. Deyin ki: ‘Biz Allah’a; bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilene, Musa ve İsa’ya verilen ile peygamberlere Rabbinden verilene iman ettik. Onlardan hiç birini diğerlerinden ayırt etmeyiz ve biz O’na teslim olmuşlarız.’

Allah Peygamberler arasında ayırım yapmayın diyor. Ama vahiyden nasibini almamış Kur’an anlayışından uzak olan toplumlar hep kendi peygamberlerini ilahlaştırıp ön plana çıkarmışlardır. Allah’ın peygamberlerle kesin olarak birbirlerini kıskanmayacaksınız diye bir sözleşmesi vardı.

3/81. Hani Allah peygamberlerden ‘kesin bir söz (misak)’ almıştı: ‘Andolsun size Kitap ve hikmetten verip sonra size beraberinizdekini doğrulayan bir elçi geldiğinde, ona kesin olarak iman edecek ve ona yardımda bulunacaksınız.’ Demişti ki: ‘Bunu ikrar ettiniz ve bu ağır yükümü aldınız mı?’ Onlar: ‘İkrar ettik’ demişlerdi de ‘Öyleyse şahid olun, ben de sizinle birlikte şahid olanlardanım,’ demişti.

Yine üzerine basa basa vurgulamak istiyorum. Allah’ın insanlık tarihinin başlangıcından bu tarafa göndermiş olduğu dinin adı İslam teslim olanların adı da Müslümandır. Allah bir peygambere neyi helal etmişse diğer peygamberlere de onu haram etmiştir. Allah bir peygambere neyi haram etmişse diğer peygamberlere de onu haram etmiştir.

16/118. Yahudi olanlara da, bundan önce sana aktardıklarımızı haram kıldık. Biz onlara zulmetmedik, ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.

Allah İslam’dan başka, Yahudilik ve Hristiyanlık diye bir din göndermemiştir. Yahudi’yiz Hristiyan’ız diyen ve Allah’ın helal kıldığını haram, haram kıldığını helal eden onların kendileridir. İslam toplumlarının din anlayışlarında böyle akıl almaz bir yanlış din algısı vardır.

7/157. Onlar ki, yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar; o, onlara marufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır.

19/58. İşte bunlar; kendilerine Allah’ın nimet verdiği peygamberlerdendir; Âdem’in soyundan, Nuh ile birlikte taşıdıklarımız (insan nesillerin)den, İbrahim ve İsrail (Yakup)in soyundan, doğru yola eriştirdiklerimizden ve seçtiklerimizdendirler. Onlara Rahmanın ayetleri okunduğunda, ağlayarak secdeye kapanırlar.
Ayette geçen,
 “İşte bunlar; kendilerine Allah’ın nimet verdiği peygamberlerdendir; Âdem’in soyundan, Nuh ile birlikte taşıdıklarımız (insan nesillerin)den,” şu ifade hep peygamber olanlar biri birlerinin iman soyundandır. Biyolojik soydan değildir. Bazıları peygamberler biri birlerinin biyolojik soyundan olduğunu iddia etmektedirler. Oysa Kur’an’da oğlu kâfir olan, Nuh’un oğlundan söz ettiği gibi, babası kâfir olup oğlu peygamber olan insanlardan da bahsedilmektedir.   O zaman bunları koyacak bir yer bulamayız. Peygamber ve Müslüman olanlar aynı soydan, İnkâr eden ve zulmeden insanlar da aynı soydandır. Demek yerinde ve isabetli olur kanaatindeyim.

Ayetin devamında, “ İbrahim ve İsrail (Yakup)in soyundan, doğru yola eriştirdiklerimizden ve seçtiklerimizdendirler. Onlara Rahmanın ayetleri okunduğunda, ağlayarak secdeye kapanırlar.

Demek oluyor ki, Müslüman olanlar tek bir ümmet tek bir şeriat içerisinde olanlar olduğunu anlamak bilmek gerekir.

19/59. Sonra onların arkasından öyle nesiller türedi ki, namaz (kılma duyarlılığın)ı kaybettiler ve şehvetlerine kapılıp-uydular. Böylece bunlar azgınlıklarının cezasıyla karşılaşacaklardır.

İnsan işte böyle bir varlıktır. Önce iman eder sonra inkâr eder konuma gelmektedir. Böylece kendisine yüklenen emanete ve sorumluluğa ihanet etmektedir. Bu da şeytan ve dostlarının çaba ve gayretleri ile olmaktadır.

19/60. Ancak tevbe eden, iman eden ve salih amellerde bulunanlar (onların dışındadır); işte bunlar, cennete girecekler ve hiç bir şeyle zulme uğratılmayacaklar.

Allah insanlara dünya hayatında doğru yolu bulup ebedi azaptan kendisini kurtarması için fırsat tanımaktadır. Ölüm gelmeden önce iman edip imanını hayra dönüştürecek bir fırsatı varsa Allah onların da tövbesini kabul edip bağışlayacağını vaad etmektedir. Ama ne yazık ki, İnsan büyük günahları işleyerek, kötülükleri kendilerine alışkanlık haline getirirse Allah onları bağışlasa da onlar kendilerini bağışlayamamaktadırlar. Tıpkı yalama yapmış bir cıvata ve somun gibidir.

4/137. Gerçek şu, iman edip sonra inkâra sapanlar, sonra yine iman edip sonra inkâra sapanlar sonra da inkârları artanlar… Allah onları bağışlayacak değildir, onları doğru yola da iletecek değildir.
Ayette ifade edildiği gibi, İki sefer iman, iki sefer inkâr onun doğru yola bir daha gelememesine neden olmaktadır.

4/18. Tevbe; ne, kötülükleri yapıp-edip de onlardan birine ölüm çatınca: ‘Ben şimdi gerçekten tevbe ettim’ diyenler, ne de kâfir olarak ölenler için değil. Böyleleri için acı bir azab hazırlamışızdır.

4/48. Gerçekten, Allah, kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise, dilediğini bağışlar. Kim Allah’a şirk koşarsa, doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş olur.

Ayette geçen şu ifade dikkat çekicidir. “Allah, kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise, dilediğini bağışlar.” Burada dilediğini bağışlar ifadesi haşa bu Allah’ın isteğine bağlı değil, kulun dilemesi ile Allah’ın dilemesi buluşması ile Allah’ın bağışlaması gerçekleşmektedir. Kişi kendisi bağışlanmayı istemedikçe Allah onu asla bağışlamaz. Bu Allah’ın koyduğu vahiy yasası ile uyum sağlamaz.

19/61. Adn cennetleri (onlarındır) ki, Rahman (olan Allah, onu) kendi kullarına gaybtan vadetmiştir. Şüphesiz O’nun vadi yerine gelecektir.

Allah, kim kendisine gelen nebi ve resullerin getirmiş olduğu, vahyi bilgilere iman eder, kendisine gelen vahiyler çerçevesi içerisinde yaşamını düzenlerse, Allah da onlara ahiret hayatında, ebedi cennet vaad etmektedir. Allah asla vadinden dönmez.

19/62. Onda ‘boş bir söz’ işitmezler; sadece selam (ı işitirler). Sabah akşam, onların rızıkları orda (bulunmakta)dır.

Boş söz ifadesi anlamsız ve yararsız anlamına gelmektedir. Dünya hayatında anlamsız ve yararsız davranışta bulunanlar asla cennet gibi Allah’ın vaad ettiği cennet yüzü göremeyeceklerdir.

25/72-Ki onlar, yalan şahitlikte bulunmayanlar, boş ve yararsız sözle karşılaştıkları zaman onurlu olarak geçenlerdir.

 

28/55-Boş ve yararsız sözü’ işittikleri zaman ondan yüz çevirirler ve: ‘Bizim yapıp-ettiklerimiz bizim, sizin yapıp-ettikleriniz sizindir; size selam olsun, biz cahilleri benimsemeyiz’ derler.

 

19/63. O cennet; biz, kullarımızdan takva sahibi olanları (ona) varisçi kılacağız.

Ayette dikkat çeken en can alıcı nokta takva kelimesidir. Kur’an dilinde takva olarak nitelendirilen bu kelime, toplum dilinde vicdan, psikoloji dilinde de tecrübeli baba diye nitelendirilmektedir. İnsan ergenlik yaşına gelince biri birine zıt teklif sunucu iki melek yüklenmektedir. Bunlardan birisi iblistir. Diğeri ise takvadır. İblis İnsana yaratılışta vermiş olduğu “Rabbim Allah’tır” sözünden caymayı teklif sunmaktadır. Takva ise İblisin tekliflerine karşı insanı uyarmakta ve yaratılışta verdiği sözden caymamayı insana teklif sunmaktadır. Burada asıl yetki ve söz sahibi olan insanın kendisidir. Kur’an’da onun içi insana halife anlamı yüklenmektedir.

İşte İnsan hem takvanın tekliflerine karşı eğilimli, hem de iblisin tekliflerine karşı eğilimli nötr bir varlıktır.  İnsan hangi teklif sunucu meleğin yönünde karar verir ve yaşamını düzenlerse insan sıfat alarak,  isim almaktadır. Takvanın teklifleri yönünde karar verirse Kur’an bu insan tipine Müslüman sıfatı koymaktadır. Eğer insan İblisin teklifleri yönünde karar verir ve yaşamını düzenlerse Kur’an bu tip insanlara genel bir başlık altında cin sıfatı yüklemektedir.

Ayette geçen takva sahiplerine cenneti varis kılacağız derken de yol tercihini takva meleği teklifleri yönünde kullanan ve hayatını vahyin kurallarına göre yaşayan Müslüman olanlar için varisçe kılacağız mesajı verilmektedir. Bunu karşılığında ise, Allah yol tercihini İblisin teklifi yönünde kullanan insanları da cehennemi mirasçı kılacaktır. Bir ayetle örneklendirmeye çalışalım.

6/130. Ey cin ve insan topluluğu, içinizden size ayetlerimi aktarıp-okuyan ve size bu karşı karşıya geldiğiniz gününüzle sizi uyarıp-korkutan elçiler gelmedi mi? Onlar: ‘Nefislerimize karşı şehadet ederiz’ derler. Dünya hayatı onları aldattı ve gerçekten kâfir olduklarına dair kendi nefislerine karşı şehadet ettiler.

19/64. Biz (elçiler) ancak Rabbiniz emriyle ineriz. Önümüzde, ardımızda ve bunlar arasında olan her şey O’nundur. Senin Rabbin kesinlikle unutkan değildir.

19/65. Göklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerin Rabbidir; şu halde O’na ibadet et ve O’na ibadette kararlı ol. Hiç O’nun adaşı olan birini biliyor musun?

İnsanların büyük bir çoğunluğu, göklerin ve yerin yaratıcısı Allah olduğu halde, İbadet ve kulluğu Allah’a değil, Allah’ın yarattıkları varlıklara yapmaktadırlar. Yaratan, rızık veren, insanları öldürüp dirilten kim ise Allah olan odur. Hak olan odur. Kulluk ve ibadet edilmesi gereken de onun hakkı olmalıdır. Aklını kullanan insan Müslüman olan insanlardır. Kulluk ve ibadeti gökleri ve yeri yaratan Allah’a yaparlar. İnkâr edip zulmeden kâfirler ise ibadet ve kulluğu tağuta yaparlar.

3/157-Andolsun, eğer Allah yolunda öldürülür ya da ölürseniz, Allah’tan olan bir bağışlanma ve rahmet, onların bütün toplamakta olduklarından daha hayırlıdır.

19/66. İnsan demektedir ki: ‘Ben öldükten sonra mı, gerçekten diri olarak çıkarılacağım?’

Bu sözü söyleyen, insanlar içerisinden yol tercihini, iblisin teklifleri yönünde kullanıp şeytanlaşan insanlardır. Yoksa insanlar içinde gece gündüz Allah’ı tespih edip Allah’ın emir ve yasakları dışına çıkmayan Müslüman olan insanlar da bulunmaktadır. Ne yazık ki Müslüman olanlar çok azınlıkta olduğu için Kur’an insan ifadesi kullanarak çoğunluğu temel almaktadır.

23/35. ‘O, öldüğünüz, toprak ve kemik haline geldiğiniz zaman, sizin mutlaka (yeniden diriltilip) çıkarılacağınızı mı vadediyor?’

23/36. ‘Heyhat, size vadedilen şeye heyhat…’

23/37. ‘O (bütün gerçek), yalnızca bizim (yaşamakta olduğumuz bu) dünya hayatımızdan ibarettir; ölürüz ve yaşarız, biz diriltilecekler değiliz.’

19/67. İnsan önceden, hiç bir şey değilken, gerçekten onu yaratmış olduğumuzu (hiç) düşünmüyor mu?

Peygamberlerin insanlara getirmiş olduğu en büyük ve anlamlı haber İnsanlar öldükten sonra tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanıp hesaba çekilecek olması ile ilgili büyük haberdir. Eğer Allah peygamberlere ahiret hayatı gelmeden önce böyle bir diriliş ve hesaba çekiliş konusunda bilgi vermemiş olsaydı insanlar bunu milyarlarca yıl uğraşsalar yine bilemezlerdi. İnsanlar önceden yoktu veya ölü idi, dünya hayatına geldi hayat buldular. Ölüp tekrar diriltilip dünya hayatında yapmış oldukları iyi ve kötü amellerin hesabını Allah’a vereceklerdir.

2/28. Nasıl oluyor da Allah’ı inkâr ediyorsunuz? Oysa ölü iken sizi O diriltti; sonra sizi yine öldürecek, yine diriltecektir ve sonra O’na döndürüleceksiniz.

40/10. Şüphesiz küfredenlere de (şöyle) seslenilir: ‘Allah’ın gazablanması, elbette sizin kendi nefislerinize gazablanmanızdan daha büyüktür. Çünkü siz, imana çağrıldığınız zaman inkâr ediyordunuz.“

40/11. Dediler ki: ‘Rabbimiz, bizi iki kere öldürdün ve iki kere dirilttin; biz de günahlarımızı itiraf ettik. Şimdi çıkış için bir yol var mı?’
40/12. ‘Sizin (durumunuz) böyledir. Çünkü bir olan Allah’a çağırıldığınız zaman inkâr ettiniz. O’na ortak koşulduğunda inanıp-onayladınız. Artık hüküm, yüce, büyük olan Allah’ındır.’

19/68. Andolsun Rabbine, onları da, şeytanları da mutlaka hasredeceğiz, sonra onları cehennemin çevresinde diz üstü çökmüş olarak hazır bulunduracağız.

Allah’ı inkâr edenler mazlum olanlara işkence ve zulüm yapan insanlara Allah ahiret hayatı yaratıp onların defterini düreceğini bildirmektedir. Dünya hayatında böbürlenen kibirlenen benden başka büyük yok diyen insanlar ahiret hayatında Allah’ın karşısında boyunlarını bükmüş olarak Allah’a hesap vereceklerdir. Kibirlenip gururlan insanlar güçlü ve yüce olan Allah’ın huzuruna vardıklarında nasıl bir halde oldukları görmeye değerdi. Yunus suresinde geçen birkaç ayetle, inkâr eden ve zulmedenlerin ahiret hayatında karşılaştıkları sahneyi fotoğraflamak istiyorum.

10/46. Onlara vadettiğimiz (azabın) bir kısmını sana gösteririz veya senin hayatına son veririz (de görmen ahirete kalır.) Onların dönüşleri bizedir, sonra Allah işlediklerine şahittir.

10/47. Her ümmetin bir resulü vardır. Onlara resulleri geldiği zaman, aralarında adaletle hüküm verilir ve onlar zulme uğratılmazlar.

10/48. Derler ki: ‘Eğer doğru sözlüyseniz, bu belirttiğiniz süre (va’d) ne zamanmış?’

10/49. De ki: ‘Allah’ın dilemesi dışında, kendim için zarardan ve yarardan (hiç bir şeye) malik değilim. Her ümmetin bir eceli vardır. Onların ecelleri gelince, artık ne bir saat ertelenebilirler, ne öne alınabilirler.
10/50. De ki: ‘Düşündünüz mü hiç, eğer O’nun azabı size gece veya gündüz geliverirse, suçlu-günahkârlar, bunu ne diye erkene almak istiyorlar?’

10/51. Gerçekleştikten sonra mı O’na iman edeceksiniz? Hemen şimdi mi? Oysa siz, onun (azabın) erkence gelmesini istiyordunuz.

10/52. Sonra o zulmetmekte olanlara: ‘Sürekli azabı tadın’ denilecek. Kazandıklarınız dışında, bir başka şeyle mi cezalandırılacaktınız?’

10/53. ‘Bu bir gerçek mi?’ diye senden haber soracaklar. De ki: ‘Evet, Rabbime andolsun ki, şüphesiz gerçektir ve sizler aciz bırakacak değilsiniz.’

10/54. Zulmeden her nefis, yeryüzündekilerin tümüne sahip olsa bunu (azaba karşılık) mutlaka fidye olarak verirdi. Onlar azabı görünce pişmanlıklarını gizlerler, oysa onlar haksızlığa uğratılmadan aralarında adaletle hükmedilmiştir.

Allah, ayetlerde anlatılan bu hal insanların başlarına gelmeden önce nebileri ve resulleri peş peşe dizerek ahiret hayatında başlarına gelebilecek felaketlere karşı uyarılmışlardı. İllaki insan diğer insanların başlarına geleni gördükleri zaman mı uyanacaklar.   Aklını kullanan insanlar ancak gönderilen peygamberleri iman eder ve ahirete kesin bilgiyle inanır o hayat gelmeden önce yapılması gereken ne varsa yapar ve kurtuluşa erer.

2/254. Ey iman edenler, hiç bir alış-verişin, hiç bir dostluğun ve hiç bir şefaatin olmadığı gün gelmezden evvel, size rızık olarak verdiklerimizden infak edin. Kâfirler… Onlar zulmedenlerdir.

19/69. Sonra, her bir gruptan Rahmana karşı azgınlık göstermek bakımından en şiddetli olanını ayıracağız.
Aynı surenin altmış sekizinci ayette

19/70. Sonra biz ona (cehenneme) girmeye kimlerin en çok uygun olduğunu daha iyi biliriz.

19/71. Sizden ona girmeyecek hiç kimse yoktur. Bu, Rabbinin kesin olarak üzerine aldığı bir karardır.

Bu ayetler ahiret hayatında toplanmış olan insanların hepsini ele alarak yargılama anındaki konumları gündeme getirilmektedir. Dünya hayatında iki ağırlık diye bahsedilen insanlardan birisi Müslüman olanlardır. Diğeri ise Müslüman olmayanlardır. Araf suresinde bu olay şöyle anlatılmaktadır.

7/46. İki taraf arasında bir engel ve burçlar (A’raf) üstünde hepsini yüzlerinden tanıyan adamlar vardır. Cennete gireceklere: ‘Selam size’ derler ki bunlar, henüz girmeyen fakat (girmeyi) ‘şiddetle arzu edip umanlardır.’

7/47. Gözleri cehennem halkından yana çevrilince: ‘Rabbimiz, bizi zalimler topluluğuyla birlikte kılma’ derler.

7/48. Burcun üstündeki adamlar, yüzlerinden tanıdıkları (ileri gelen birtakım) adamlara seslenerek derler ki: ‘Ne (güç ve servet) toplamış olmanız, ne büyüklük taslamanız (istikbarınız) size bir yarar sağlamadı.’

7/49. ‘Kendilerine Allah’ın bir rahmet eriştirmeyeceğine yemin ettiğiniz kimseler bunlar mıydı? (Cennettekilere de) Girin cennete. Sizin için korku yoktur ve mahzun olmayacaksınız.’

7/50. Ateşin halkı cennet halkına seslenir: “Bize biraz sudan ya da Allah’ın size verdiği rızıktan aktarın.” Derler ki: “Doğrusu Allah, bunları inkâr edenlere haram (yasak) kılmıştır.”

7/51. Onlar, dinlerini bir eğlence ve oyun (konusu) edinmişlerdi ve dünya hayatı onları aldatmıştı. Onlar, bu günleriyle karşılaşmayı unuttukları ve bizim ayetlerimizi ‘yok sayarak tanımadıkları’ gibi, biz de bugün onları unutacağız.

Bazıları ayette geçen şu ifadeden dolayı,  “Sizden ona girmeyecek hiç kimse yoktur. Bu, Rabbinin kesin olarak üzerine aldığı bir karardır.” Bütün inanan ve inanmayan ayırt edilmeden herkesin cehenneme gireceği konusunda söz birliği etmektedirler. Oysa Kur’an’ın hiçbir yerinde İman eden ve salih amel işleyen kişilerden cehennem azabı ile karşı karşıya kalacaklarına dair hiçbir ayet yoktur.

10/9-İman edenler ve salih amellerde bulunanlar da, Rableri onları imanları dolayısıyla altından ırmaklar akan, nimetlerle donatılmış cennetlere yöneltip-iletir (hidayet eder).

 

19/72. Sonra, takva sahiplerini kurtarırız ve zulmedenleri diz üstü çökmüş olarak bırakıveririz.

Konunun akışı içerisinde sanki Allah iman eden ve salih amel işleyen Müslümanların cehenneme girmeden önce cennete gidemeyecekleri gibi bir anlam çıkarılmaktadır. Oysa Kur’an’ın hiçbir yerinde Müslüman olanların ilk önce cehennemde günahları miktarınca yanıp daha sonra cennete gireceğine dair hiçbir ayet yoktur. Böyle bir anlayış Yahudi olanlardan İslam toplumlarına sıçramış olan bir anlayıştır.

2/79. Artık vay hallerine; kitabı kendi elleriyle yazıp, sonra az bir değer karşılığında satmak için ‘Bu Allah katındandır’ diyenlere. Artık vay, elleriyle yazdıklarından dolayı onlara; vay kazanmakta olduklarına,

2/80. Dediler ki: ‘Sayılı günlerin dışında, ateş asla bize değmeyecektir.’ De ki: ‘Allah katından bir ahid mi aldınız? -ki Allah asla ahdinden dönmez Yoksa Allah’a karşı bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?’
Evet, Allah’ın vadi İman eden ve salih amel işleyenleri cennette ebedi olarak ağırlamaktır. İnkâr eden zulmeden müşrik ve ehli kitap olanları ebedi cehennemde azap çekeceklerdir. Bir başka ifadeyle, cehenneme giden ebedi olarak cehennemde kalacak. Cennete giden de ebedi olarak cennette kalacaktır.

Bu konu üzerinde biraz durmak istiyorum. Neden cennete giden insanların hiç mi günahı yok ki onlar cennete gidiyorlar da inkâr eden ve zulmedenler ebedi olarak cehennemde azap çekiyorlar? Bunla ilgili Kur’an’dan bazı ayetler aktararak bu sorunun cevabını vermeye çalışalım.

53/31. Göklerde ve yerde olanlar Allah’ındır; öyle ki, kötülükte bulunanları, yaptıkları dolayısıyla cezalandırır, güzel davranışta bulunanları da daha güzeliyle ödüllendirir.

53/32. Ki onlar, ufak tefek günahlar dışında, günahın büyük olanından ve çirkin utanmazlıklardan kaçınırlar. Şüphesiz senin Rabbin, mağfireti geniş olandır. O, sizi daha iyi bilendir; hem sizi topraktan inşa ettiği (yarattığı) ve siz daha annelerinizin karnında cenin halinde bulunduğunuz zaman da. Öyleyse kendinizi temize çıkarıp-durmayın. O, sakınanı daha iyi bilendir.

Allah’ın bağışlamadığı insan tipi, günahları işleyerek devam eden bir süreç içerisinde bağımlılık kazanıp kalbi mühürlenen insanlardır. Eğer insan tövbe edip kendini değiştirir ve ıslah ederse, Allah her günahı bağışlar. Allah’ın kabul etmediği tövbe ve bağışlamadığı insan, alışkanlık yaptığı yanlışlardan dönemeyen ve kendini değiştirecek mecali kalmayan insan tipleridir. İnsan ölmeden önce iman eder imanını hayra dönüştürebilen bütün insanları Allah bağışlar. Yeter ki insan kendini bağışlaya bilsin.

4/137. Gerçek şu, iman edip sonra inkâra sapanlar, sonra yine iman edip sonra inkâra sapanlar sonra da inkârları artanlar… Allah onları bağışlayacak değildir, onları doğru yola da iletecek değildir.

Allah nasıl iki defa boşanan erkek ve kadının üçüncü defa başka bir evlilik geçirmedikçe üçüncü defa evlenemeyecekleri konusunda hüküm vermektedir. İki defa iman ve inkâr edip inkârları artanları bağışlamam ifadesi kullanırken inkâr edenler bir daha geriye dönüp iman edemeyeceklerini ima edilmektedir.

2/81. Evet; kim bir kötülük işler de günahı kendisini kuşatırsa, (artık) onlar, ateşin halkıdırlar; orada süresiz kalacaklardır.

2/82. İman edip salih amellerde bulunanlar ise cennet halkıdırlar; orada süresiz kalacaklardır.

19/73. Onlara apaçık ayetlerimiz okunduğunda, o inkârcılar, iman edenlere derler ki: ‘İki gruptan hangisi, makam bakımından daha iyi, topluluk bakımından daha güzeldir?’

Dünya hayatında kendisine uyarıcı gelmemiş hiçbir topluluk hiçbir kavim ve hiçbir insan yoktur. Ama ne yazık ki, o inkârcılar gelen nebi ve resulleri küçümsedikleri için ona iman etmemektedirler.

2/213-İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralarında hüküm vermek üzere hak kitaplar indirdi. Oysa kendilerine apaçık ayetler geldikten sonra, birbirlerine karşı olan ‘azgınlık ve kıskançlıkları’ yüzünden anlaşmazlığa düşenler, o, (Kitap) verilenlerden başkası değildir. Böylece Allah, iman edenleri, hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe kendi izniyle eriştirdi. Allah, kimi dilerse onu doğruya yöneltir.

 

19/74. Onlardan önce nice insan nesillerini yıkıma uğrattık, onlar mal (giyim, kuşam ve tefriş) bakımından da, gösteriş bakımından da daha güzeldiler.

Allah’ın gönderdiği peygamberi yalanlayan hep toplumların önde gelen mele takımları, olmuştur. İnsanlık tarihinin başlangıcından bu tarafa öyle olmuş öyle olmaya devam edecektir. Bu Allah’ın öteden beri süre gelen bir sünnetidir.

40/82- Size kendi ayetlerini gösteriyor; artık Allah’ın ayetlerinden hangisini inkâr ediyorsunuz?

40/82. Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki, kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını bir görsünler. Onlar, kendilerinden (sayıca) daha çoktu ve yeryüzünde kuvvet ve eserler bakımından daha üstündüler. Fakat kazandıkları şeyler, (azaba karşı) onlara hiç bir şey sağlayamadı.

40/83. Resulleri kendilerine apaçık belgeler getirdiği zaman, yanlarındaki bilgi dolayısıyla sevinip-böbürlendiler de, kendisini alay konusu edindikleri şey, onları sarıp-kuşatıverdi.

40/84. Dayanılmaz-azabımızı gördükleri zaman, dediler ki: ‘Bir olan Allah’a iman ettik ve O’na şirk koştuğumuz şeyleri de inkâr ettik.’

 

40/85. Ama Bizim dayanılmaz-azabımızı gördükleri zaman, imanları kendilerine hiç bir yarar sağlamadı. (Bu,) Allah’ın kulları arasında sürüp-giden sünnetidir. İşte kâfirler burada hüsrana uğramışlardır.

 

19/75. De ki: ‘Kim sapıklık içindeyse, Rahman (olan Allah), ona süre tanıdıkça tanır; kendilerine vadedilen -ya azabı veya kıyamet saatini gördükleri zaman artık kimin yeri (makam, mevki) daha kötü, kimin askeri gücü daha zayıfmış, öğreneceklerdir.

Nebi ve resullerin getirmiş olduğu vahyi bilgileri inkâr eden kâfirlere Allah şöyle bir gönderme yapmaktadır. “ya azabı veya kıyamet saatini gördükleri zaman artık kimin yeri (makam, mevki) daha kötü, kimin askeri gücü daha zayıfmış, öğreneceklerdir”

Allah dünya hayatında, onların İşlemiş olduğu suçlardan dolayı onlara dünya hayatında özel bir ceza vermeyeceğine dair söz verdiğini hatırlatarak, Ahiret âleminde kendilerine verilecek olan cehennem azabına dikkat çekmektedir.

42/14. Onlar, kendilerine ilim geldikten sonra, yalnızca aralarındaki ‘tecavüz ve haksızlık’ dolayısıyla ayrılığa düştüler. Eğer Rabbinden, adı konulmuş bir ecele kadar geçmiş (verilmiş) bir söz olmasaydı, muhakkak aralarında hüküm verilmiş (iş bitirilmiş)ti. Şüphesiz onların ardından Kitaba mirasçı olanlar ise, her halde ona karşı kuşku verici bir tereddüt içindedirler.

16/61. Eğer Allah, insanları zulümleri nedeniyle sorguya çekecek olsaydı, onun üstünde (yeryüzünde) canlılardan hiç bir şey bırakmazdı; ancak onları adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Onların ecelleri gelince ne bir saat ertelenebilirler, ne de öne alınabilirler.

Allah gökleri ve yeri yaratmış ve arşa istiva etmiştir. Bir ağaçtan düşen kuru bir yaprak yaş bir yaprak ondan izinsiz düşmez. İnsanlar hayatta yaşarken neler yapıp yapmadığını bildiği gibi, neler yapıp yapmayacağını daha yapmadan önce bilmektedir.

Çünkü Allah her bir varlığa her bir hücreye her bir organa tecelli etmiştir. Allah’a göre zaman yok, zaman insanlara göre vardır. Allah yeryüzünde emanet ve sorumluluğu sadece insanlara yüklemiştir. Bu sebeple, her İnsan ergenlik yaşına gelince sınav başlamaktadır. Konuştuğu her sözden, attığı her adımdan, yaptığı her davranıştan ahiret hayatında hesaba çekilecektir.

İnkâr eden insanlar genelde yapacak oldukları her bir kötülüğü insanların görmedikleri yerde yapmaktadırlar. Oysa Allah, insanın yapmış olduğu her güzel davranışını da, her kötü davranışını da istisnasız görmekte ve bilmektedir.

57/4-Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa istiva eden O’dur. Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni ve ona çıkanı bilir. Her nerede iseniz, O sizinle beraberdir, Allah, yaptıklarınızı görendir.

 

58/7. Allah’ın göklerde ve yerde olanların tümünü gerçekten bilmekte olduğunu görmüyor musun? (Kendi aralarında gizli toplantılar düzenleyip) Fısıldaşmakta olan üç kişiden dördüncüleri mutlaka O’dur; beşin altıncısı da mutlaka O’dur. Bundan az veya çok olsun, her nerede olsalar mutlaka O, kendileriyle beraberdir. Sonra yaptıklarını kıyamet günü kendilerine haber verecektir. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir.

İnkâr eden ve zulmeden insanlar yapmış olduğu zulümlerin bedelini ödemeyeceklerini zannetmektedir. Oysa ahiret hayatında derileri gözleri kulakları onlara yapmış olduğu zulümleri tek tek sayarak Allah’ın huzurunda şahitlik edeceklerdir.

41/19. Allah’ın düşmanlarının bir araya getirilip-toplanacakları gün, işte onlar, ateşe bölükler halinde dağıtılırlar.’
41/20. Sonunda oraya geldikleri zaman, işitme, görme (duyuları) ve derileri kendi aleyhlerine şahitlik edecektir.
41/21. Kendi derilerine dediler ki: ‘Niye aleyhimizde şahitlik ettiniz?’ Dediler ki: ‘Her şeye nutku verip-konuşturan Allah, bizi konuşturdu. Sizi ilk defa O yarattı ve O’na döndürülüyorsunuz.’
41/22. ‘Siz, işitme, görme (duyularınız) ve derileriniz aleyhinize şahitlik eder diye sakınmıyordunuz. Aksine, yaptıklarınızın birçoğunu Allah’ın bilmeyeceğini sanıyordunuz.’
41/23. ‘İşte bu sizin zannınız; Rabbiniz hakkında beslediğiniz-zannınız, sizi bir yıkıma uğrattı, böylelikle hüsrana uğrayan kimseler olarak sabahladınız.’

19/76. Allah, hidayet bulanlara hidayeti arttırır. Sürekli olan salih davranışlar, Rabbinin katında sevap bakımından daha hayırlı, varılacak sonuç bakımından da daha hayırlıdır.

Cennet köşkünü kazanmak, dünya hayatında tek bir iman kıvılcımı ile başlamaktadır. O kıvılcım da okyanuslar yağmur damlaları ile dolup taşıyorsa, ebedi olan cennet de güzel ameller işlendikçe daha güzel amelleri sana süslü gösterilerek seni ebedi olarak yaşanacak olan cennete ve mağfirete taşımaktadır.

28/22. Madyen’e doğru yöneldiğinde de: ‘Umarım Rabbim, beni doğru bir yola yöneltip iletir’ dedi.

28/23. Medyen suyuna vardığı zaman, su almakta olan bir insan topluluğu buldu. Onların gerisinde de (hayvanları subaşına götürmekten çekinen) iki kadın buldu. Dedi ki: ‘Bu durumunuz ne?’ ‘Çobanlar sürülerini sulamadıkça, biz sürülerimizi sulayamayız; babamız, yaşı ilerlemiş bir ihtiyardır.’ dediler.

28/24. Hemencecik sürülerini suladı, sonra yine gölgeye çekilerek dedi ki: ‘Rabbim, doğrusu bana indirdiğin her hayra muhtacım.’

İşte Musa Rabbine yönelerek “’Rabbim, doğrusu bana indirdiğin her hayra muhtacım” Bu söz ve davranışı Firavun gibi zalim birinin sarayından mazlum olanları korumak zalim olanları korkutan ve ölümü riske alıp, karşı çıkan peygamberlik makamına yükselmiştir.

İşte Allah yapılan her güzel davranışlar insanları ağır ağır hidayete ve mağfirete yükselmektedir. Aşağıdaki ayette de anlatıldığı gibi yapılan her kötü davranış da insanları ağır ağır küfre ve kötülüklere arkasından cehennem azabına sürüklemektedir. Bu söylediklerimize delil olarak en güzel örnek Leyl suresinde zikredilmektedir.

92/5. Fakat kim verir ve korkup-sakınırsa,
92/6. Ve en güzel olanı doğrularsa,
92/7. Biz de onu kolay olan için başarılı kılacağız.

92/8. Kim de cimrilik eder, kendini müstağni görürse,
92/9. Ve en güzel olanı yalan sayarsa,
92/10. Biz de ona en zorlu olanı (azaba uğramasını) kolaylaştıracağız.

19/77. Ayetlerimizi inkâr edip, bana: ‘Elbette mal ve çocuklar verilecektir’ diyeni gördün mü?
Müslüman olan insanlarla alay edip, kendisi ahiret hayatını inkâr ettiği halde, eğer ahiret hayatı varsa Alla bize orada da daha güzel mal ve çocuklar verileceğini zannetmektedir. Allah da onlara şu cevabı verilmesini istemektedir.

19/78. O, gayba mı tanık oldu, yoksa Rahmanın katında(n) bir ahid mi aldı?
Allah onlara karşı kesinlikle öyle zannettikleri gibi olmayacağını azabı arttırdıkça arttıracağını vaad etmektedir. Yahudi olanlar da bunların söylediklerinin bir benzerini söylemişti.

2/80. Dediler ki: ‘Sayılı günlerin dışında, ateş asla bize değmeyecektir.’ De ki: ‘Allah katından bir ahid mi aldınız? -ki Allah asla ahdinden dönmez. Yoksa Allah’a karşı bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?’

2/81. Evet; kim bir kötülük işler de günahı kendisini kuşatırsa, (artık) onlar, ateşin halkıdırlar; orada süresiz kalacaklardır.

19/79. Asla; demekte olduğunu yazacağız ve onun için azabta(n) da süre tanıdıkça tanıyacağız.

Evet, Allah ahiret âleminde onların önüne yapmış oldukları her kötülüğün büyüğünü ve küçüğünü göz ardı etmeden bir kitapta yazılı olarak koyup onlara yapmış olduğu kötülükleri tek tek haber verecektir.

17/13. Biz, her insanın kuşunu (işlediklerini, yaptıklarını) kendi boynuna doladık, kıyamet gününde onun için açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız.

17/14. ‘Kendi kitabını oku; bugün nefsin hesap sorucu olarak sana yeter.’

18/49-(Önlerine) Kitap konulmuştur; artık suçlu-günahkârların, onda olanlardan dolayı dehşetle-korkuya kapıldıklarını görürsün. Derler ki: ‘Eyvahlar bize, bu kitaba ne oluyor ki, küçük büyük bırakmayıp her şeyi sayıp-döküyor?’ Yapıp-ettiklerini (önlerinde) hazır bulmuşlardır. Rabbin hiç kimseye zulmetmez.

19/80. Onun söylemekte olduğuna biz mirasçı olacağız; o bize, ‘yapayalnız tek başına’ gelecektir.

İnsanlar yalnız olarak doğarlar, yalnız olarak ölürler, yalnız başına da hesap vereceklerdir. İnkâr edenler Allah’tan başka ibadet ve kulluk etikleri ilahların her biri dağılmış, kendi dertlerine düşmüş olarak hiç kimsenin hiç kimseye yardım edecek mecali kalmamış olarak toplanacaklardır.

2/48. Ve hiç kimsenin, hiç kimse adına bir şey ödemeyeceği, hiç kimsenin şefaatinin kabul edilmeyeceği, hiç kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği bir günden sakının.

19/81. Kendilerine güç (izzet) sağlasınlar diye, Allah’tan başka ilahlar edindiler.

Dünya hayatında ellerini eteklerini öptükleri sahte ilahları ahiret âleminde kendilerini inkâr edeceklerdir. Makamı mevkii onların yanında arayıp, onların söylediklerini Allah’ın önüne geçirenler orada gökleri ve yeri yaratan Allah’a teslim olup tutuklanmışlardır.

19/82. Hayır; (o yalancı ilahlar) onların tapınışlarını inkâr edecekler ve onlara karşı çelişkiye düşecekler.

19/83. Görmedin mi, biz gerçekten şeytanları, kâfirlerin üzerine gönderdik, onları tahrik edip kışkırtıyorlar.

Şeytan görünmeyen varlıklar değil, İblisin tekliflerini ilke haline getirip, geriye dönüşü mümkün olmayan moda giren, insanın adıdır.

2/14. İman edenlerle karşılaştıkları zaman: ‘İman ettik’ derler. Şeytanlarıyla baş başa kaldıklarında ise, derler ki: “Şüphesiz, sizinle beraberiz. Biz (onlarla sadece) alay ediyoruz.’

Görüldüğü gibi ayette münafıkların fotoğrafını ortaya koyarken kâfir olduğu halde iman ettiğini söyleyen şeytanlaşan insanlardan söz edilmektedir.

43/36. Kim Rahmanın zikrini görmezlikten gelirse, biz bir şeytana onun ‘üzerini kabukla bağlattırırız’; artık bu, onun bir yakın dostudur.

43/37. Gerçekten bunlar (bu şeytanlar), onları yoldan alıkoyarlar; onlar ise, kendilerinin gerçekten hidayette olduklarını sanırlar.

43/38. Sonunda bize geldiği zaman, der ki: ‘Keşke benimle senin aranda iki doğu (doğu ile batı) uzaklığı olsaydı. Meğer ne kötü yakın-dost(muşsun sen).’

19/84. Onlara karşı acele davranma; biz onlar için ancak saydıkça sayıyoruz.

İnkâr edenler yapmış oldukları inkâr ve zulümlerinin sefasını ancak dünya hayatında yaşadığı süre sürdürebilirler. Ama ahiret âleminde onların çenelerini kilitleyip boyun bükmüş olarak Allah’ın huzuruna çıkacaklardır. Hz Musa ve büyücülerin geniş bir halk kitlesinin karşısında tartışmalarını ve büyücülerin secdelerini Taha suresinde şöyle anlatılmaktadır.

20/68. ‘Korkma’ dedik. ‘Muhakkak sen üstün geleceksin.’
20/69. ‘Sağ elindekini atıver, onların yaptıklarını yutacaktır; çünkü onların yaptıkları yalnızca bir büyücü hilesidir. Büyücü ise nereye varsa kurtulamaz.’
20/70. Bunun üzerine büyücüler, secdeye kapandılar: ‘Harun’un ve Musa’nın Rabbine iman ettik’ dediler.
20/71. (Firavun) Dedi ki: ‘Ben size izin vermeden önce O’na inandınız öyle mi? Şüphesiz o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür. O halde ben de ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim ve sizi hurma dallarında sallandıracağım. Siz de elbette, hangimizin azabı daha şiddetliymiş ve daha sürekliymiş öğrenmiş olacaksınız.’
20/72. Dediler ki: ‘Bize gelen apaçık delillere ve bizi yaratana seni asla ‘tercih edip-seçmeyiz.’ Neyde hükmünü yürütebileceksen, durmaksızın hükmünü yürüt; sen, yalnızca bu dünya hayatında hükmünü yürütebilirsin.’
20/73. ‘Gerçekten biz Rabbimize iman ettik; günahlarımızı ve sihir dolayısıyla bizi kendisine karşı zorlayarak-sürüklediğin (suçumuzu) bağışlasın. Allah, daha hayırlıdır ve daha süreklidir.’

 Firavun ’un büyücüleri Allah’ı bulup Müslüman olduktan sonra asma kesme tehditleri asla büyücülerde bir tesir bırakamamıştır. İnkâr edip dünya hayatında kısa bir zaman zevk sefa sürüp ölmektense Allah’a teslim olup, iman ederek ve salih amel işleyerek ölmek düşünen aklını kullanan insanlar için daha hayırlıdır.

2/217-Sana haram olan ayı, onda savaşmayı sorarlar. De ki: ‘Onda savaşmak büyük (bir günahtır). Ancak Allah katında, Allah’ın yolundan alıkoymak, onu inkâr etmek, Mescid-i Haram’a engel olmak ve halkını oradan çıkarmak daha büyük (bir günahtır). Fitne, katilden beterdir. Eğer güç yetirirlerse, sizi dininizden geri çevirinceye kadar sizinle savaşmayı sürdürürler; sizden kim dininden geri döner ve kâfir olarak ölürse, artık onların bütün işledikleri (amelleri) dünyada da, ahirette de boşa çıkmıştır ve onlar ateşin halkıdır, onda süresiz kalacaklardır.

 

19/85. Takva sahiplerini bir heyet halinde Rahman (ın huzurun)a toplayacağımız gün,

Dünya hayatı bir imtihan salonu, ahiret hayatı ise imtihanı kazanan kaybeden insanların, ödül ve ceza alacakları yerdir. İman eden ve salih amel işleyenlere ahiret hayatında ebedi cennet vardır. İnkâr eden be zulmedenlere ise ebedi cehennem ateşi vardır.

19/86. Suçlu-günahkârları susamışlar olarak cehenneme süreceğiz.

19/87. Rahmanın katında ahid almışların dışında (onlar) şefaate malik olmayacaklardır.

Rahmanın katında ahit almış kişiler kimdir? Önce onu tespit etmek gerekir. Her insan yaratılışta “Rabbim Allah’tır” demişti. Ne zaman insan ergenlik yaşına gelince insan tek seçenekli bir varlık konumundan iki seçenekli bir varlık konumuna gelmişti. Yani yaratılıştan ergenlik yaşına gelinceye kadar birer melek konumunda idiler. İşte insan ergenlik yaşına gelince, İblis ve takva meleği ona yüklenmektedir. İşte o zaman insan hem takvanın tekliflerine hem iblisin tekliflerine karşı eğilimli iki seçenekli bir varlık konumuna gelmektedir.

Âdem ve eşi cennetten çıkması, yasak ağaç helal ağaç kavramları o zaman gündeme gelmektedir. İnsan iki teklif sunucu meleğin tekliflerinden hangisinin teklifi yönünde karar verirse, verdiği karar yönünde insan sıfatlanarak isimler almaktadır. Eğer insan yasak ağaçtan nemalanırsa Kur’an bu insanlara genel başlık altında cin sıfatı yüklemektedir. Eğer insan takvanın teklifi yönünde karar verir ve helal ağaçtan nemalanırsa Kur’an bu insanlara Müslüman sıfatı yüklemektedir.

Allah yasak ağaçtan nemalanan insanların tümünü kendisini değiştirip düzeltmeden ölürlerse cehennemle cezalandıracağını, helal ağaçtan nemalanır, sarp yokuşa göğüs gererse de ebedi cennetle ödüllendireceğini vaad etmektedir.

6/ 130. Ey cin ve insan topluluğu, içinizden size ayetlerimi aktarıp-okuyan ve size bu karşı karşıya geldiğiniz gününüzle sizi uyarıp-korkutan elçiler gelmedi mi? Onlar: ‘Nefislerimize karşı şehadet ederiz’ derler. Dünya hayatı onları aldattı ve gerçekten kâfir olduklarına dair kendi nefislerine karşı şehadet ettiler.

Açıklamasını yapmakta olduğum ayette geçen, şu ifade dikkat çekmektedir.“ Rahmanın katında ahid almışların dışında (onlar) şefaate malik olmayacaklardır”. Ayetin bu bölümünde anlatılmak istenen şefaat olayı insanının kendi işlemiş olduğu güzel amellerden başka hiç kimsenin şefaat yetki ve salahiyetinin olmadığı ifade edilmektedir.

20/ 109. O gün, Rahmanın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz.

Kim İman eder ve imanını salih amellerle bütünleştirirse, Allah’ın hoşnut olacağı insan bunlardır. Haşa Allah bir insanın kara gözüne karakaşına bakacak değildir. Kişilerin Allah’ın emirlerini yerine getirip getirmediğine bakacaktır. Ve onlardan hoşnut olacaktır.

19/88. ‘Rahman çocuk edinmiştir’ dediler.

Allah çocuk edindi diyen kimler Yahudi ve Hristiyan olan kimselerdir. Ayetlerden örnek vererek bunu açıklamaya çalışalım.

9/ 30. Yahudiler: ‘Üzeyir Allah’ın oğludur’ dediler; Hristiyanlar da: ‘Mesih Allah’ın oğludur’ dediler. Bu, onların ağızlarıyla söylemeleridir; onlar, bundan önceki inkâr edenlerin sözlerini taklit ediyorlar. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar?

19/89. Andolsun, siz oldukça çirkin bir cesarette bulunup-geldiniz.

Bunlar gerçekten Allah’a atılmış birer iftiradır. Allah’ın eşi yok ki çocuğu olsun.

6/ 101. Gökleri ve yeri bir örnek (model) edinmeksizin yaratandır. O’nun nasıl bir çocuğu olabilir? O’nun bir eşi (zevcesi) yoktur. O, her şeyi yaratmıştır. O, her şeyi bilendir.

Allah demek ki çocuğun ola bilme şartını ayrı cinslerdeki erkek ve kadının evlenme şartına bağlamaktadır. Bu ayrı bir konu ama kulaklara küpe olsun istiyorum. Hazreti İsa da babasız değildir.

19/90. Neredeyse bundan dolayı, gökler paramparça olacak, yer çatlayacak ve dağlar yıkılıp göçüverecekti.

19/91. Rahman adına çocuk öne sürdüklerinden (ötürü bunlar olacaktı.)

Kur’an bu iki ayette Kur’an diliyle Müteşabih, edebiyat dilinde de mecaz bir anlatım sanatı kullanmaktadır. İnsanların yapmış olduğu pervasızca söylenmiş olan sözlere karşı, gökler ve yer, söylediklerine inanmayıp kahrında çatlayacak mesajı verilmektedir.

Meleklerin hepsi istisnasız Allah’ın kullarıdır onlar böyle bir yanlışlığa asla ihtimal vermezler. Şunu iyi bilmek gerekir ki, yeryüzünde ve göklerde insanların dışında yaratılmış olan bütün varlıklar istisnasız hepsi Allah’ı tespih ve takdis etmektedir.

22/18. Görmedin mi ki, gerçekten, göklerde ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan birçoğu Allah’a secde etmektedirler. Birçoğu üzerine azab hak olmuştur. Allah kimi aşağılık kılarsa, artık onun için bir yüceltici yoktur. Şüphesiz Allah, dilediğini yapar.

19/92. Rahman (olan Allah)a çocuk edinmek yaraşmaz.

Allah evveldir Allah ahirdir. Allah zahirdir. Allah batındır. Allah tektir onun ne eşi ne de çocukları vardır. Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ın kullarıdır. Şu ayetler de Allah’ı bizlere en güzel bir şekilde tanıtmaktadır.

57/2. Göklerin ve yerin mülkü O’nundur. Diriltir ve öldürür. O, her şeye güç yetirendir.

57/3. O, Evveldir, Ahirdir, Zahirdir, Batındır. O, her şeyi bilendir.

57/4. Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa istiva eden O’dur. Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni ve ona çıkanı bilir. Her nerede iseniz, O sizinle beraberdir, Allah, yaptıklarınızı görendir.

57/5. Göklerin ve yerin mülkü O’nundur. (Sonunda bütün) işler Allah’a döndürülür.

6/101. Gökleri ve yeri bir örnek (model) edinmeksizin yaratandır. O’nun nasıl bir çocuğu olabilir? O’nun bir eşi (zevcesi) yoktur. O, her şeyi yaratmıştır. O, her şeyi bilendir.

19/93. Göklerde ve yerde olan (herkesin ve her şeyin) tümü Rahman (olan Allah)a, yalnızca kul olarak gelecektir.

Allah altı aşamada gökleri ve yeri yaratarak arşa istiva etmiş her şeyi kuşatarak kendi sevk ve idaresi altına almıştır. İnsanlar dışında yaratılmış olan hiçbir şey onun izni olmadıkça hiçbir iş yapamazlar.

19/94. Andolsun, onların tümünü kuşatmış ve onları sayı olarak saymış bulunmaktadır.

Haşa tabiri caizse yaratılmış olan hiçbir varlık onun gözünden uzak kalmaz ve kalmayacaktır. Gökte uçan bir kuş yerde yürüyen bir karınca denizde yüzen balıklar daha yaratılmadan önce Allah katında bir kitapta yazılıdır.

10/61-Senin içinde olduğun herhangi bir durum, onun hakkında Kur’an’dan okuduğun herhangi bir şey ve sizin işlediğiniz herhangi bir iş yoktur ki, ona (iyice) daldığınızda, biz sizin üzerinizde şahitler durmuş olmayalım. Yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiç bir şey Rabbinden uzakta (saklı) kalmaz. Bunun daha küçüğü de, daha büyüğü de yoktur ki, apaçık bir kitapta (kayıtlı) olmasın.

 

22/70-Allah’ın, gökte ve yerde olanların hepsini bilmekte olduğunu bilmiyor musun? Gerçekten bunlar bir kitaptadır. Hiç şüphesiz bunlar(ı bilmek), Allah için pek kolaydır.

 

19/95. Ve onların hepsi, kıyamet günü O’na, ‘yapayalnız, tek başlarına’ geleceklerdir.

İnsan dünya hayatında başıboş bırakıldığını mı zannediyor? Hayır, Allah onun attığı her adımın konuştuğu her sözün yaptığı her davranışın ne olduğunu bilmektedir. O da yetmedi. İnsanların kalbinden geçenleri ve ertelediklerini bile bilmektedir. O da yetmedi kalbinden geçirip de kasıt gösterip fakat yapmak isteyip de yapamadığı şeylerden bile, Allah onları hesaba çekecektir.

2/284. Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır. İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de, Allah sizi onunla sorguya çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğini azaplandırır. Allah, her şeye güç yetirendir.

27/82. O söz, başlarına geldiği zaman, onlara yerden bir Dabbe çıkarırız; o da, insanların bizim ayetlerimize kesin bir bilgiyle inanmadıklarını onlara söyler.

19/96. İman edenler ve salih amellerde bulunanlar ise, Rahman (olan Allah), onlar için bir sevgi kılacaktır.

Müslüman olanlara kötülük ve çirkin olanlar ise hoş gösterilmiş olsun. Kötülükler onlara çirkin iyilikler ise onlara hoş ve güzzel gösterilmiştir.

58/-22. Allah’a ve ahiret gününe iman eden hiç bir kavim (topluluk) bulamazsın ki, Allah’a ve elçisine başkaldıran kimselerle bir sevgi (ve dostluk) bağı kurmuş olsunlar; bunlar, ister babaları, ister çocukları, ister kardeşleri, isterse kendi aşiretleri (soyları) olsun. Onlar, öyle kimselerdir ki, (Allah) kalplerine imanı yazmış ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir. Onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır; orada süresiz olarak kalacaklardır. Allah, onlardan razı olmuş, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah’ın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz Allah’ın fırkası olanlar, felah (umutlarını gerçekleştirip kurtuluş) bulanların ta kendileridir.

19/97. Biz bunu (Kur’an’ı) senin dilinle kolaylaştırdık, takva sahiplerine müjde vermen ve direnen bir kavmi uyarıp-korkutman için.
Allah’ın resulü arapça bilen arapça konuşan bir topluma gönderilmiştir. Eğer kendisine gelen vahiyler arapça değil de başka bir dilden gelmiş olsaydı. O dili kendi diline çevirmek için bir tercümana ihtiyaç olacaktı.

41/44-Eğer biz onu A’cemi (Arapça olmayan bir dilde) olan bir Kur’an kılsaydık, herhalde derlerdi ki: ‘Onun ayetleri açıklanmalı değil miydi? Arap olana, A’cemi (Arapça olmayan bir dil)mi?’ De ki: ‘O, iman edenler için bir hidayet ve bir şifadır. İman etmeyenlerin ise kulaklarında bir ağırlık vardır ve o (Kur’an), onlara karşı bir körlüktür. İşte onlara (sanki) uzak bir yerden seslenilir.’

 

19/98. Biz, onlardan önce nice insan nesillerini yıkıma uğrattık; (şimdiyse) onlardan hiç birini hissediyor veya onların fısıltılarını duyuyor musun?

Ayette inkâr eden ve zulmederek ölen kavimlerin tarih sahnesinden nasıl silinip yok edildiği anlatmaktadır. Tarihi kalıntıları gezin dolaşın. Onların birçoğu inkâr eden kibirlenip gururlanan kâfir insanlardı. Onlardan tık ses yok nerede onlar? İşte sizlerden kim inkâr edip zulmedenlerse Allah’ın değişmez bir sünneti olarak siz de bu dünya hayatınızda işiniz bitecektir. Ahiret hayatında ak koyun kara koyun belli olacak herkes yaptıklarının hesabını tek tek Allah’a verecekler, mesajı verilmektedir.

 

23/83. Resulleri kendilerine apaçık belgeler getirdiği zaman, yanlarındaki bilgi dolayısıyla sevinip-böbürlendiler de, kendisini alay konusu edindikleri şey, onları sarıp-kuşatıverdi.

23/84. Dayanılmaz-azabımızı gördükleri zaman, dediler ki: ‘Bir olan Allah’a iman ettik ve O’na şirk koştuğumuz şeyleri de inkâr ettik.’

23/85. Ama Bizim dayanılmaz-azabımızı gördükleri zaman, imanları kendilerine hiç bir yarar sağlamadı. (Bu,) Allah’ın kulları arasında sürüp-giden sünnetidir. İşte kâfirler burada hüsrana uğramışlardır.

 

Siz hala öğüt alıp düşünmeyecek misiniz? Diyerek ders vermektedir.

 

Burada Meryem suresi tefsirini bitirmiş bulunuyoruz. Doğrularım Allah’a yanlışlarım ise bana aittir.

 Ali Rıza BORAZAN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.